Posts

Showing posts from 2007

Yeni yıl kararları

23:23

Yeni yıla bir hafta kala yeni yıl dileklerimden daha detaylıca bahsetmemin iyi olabileceğini düşündüm. Aslında bu bahsedeceklerim dilek diil de daha çok yeni yılda yapmak istediklerim. Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi yeni yıldan mutluluk ve huzur istiyorum. Tabi her şeyi devletten beklememek lazım. Kendimde de bazı değişiklikler yapmam lazım galiba. Aslında kendimdeki değişikliklerden çok da emin değilim. Ama bir deneme sürecine gireceğim. Birkaç şeyi deneyeceğim, belki tutar. Tutar dediğim sonuçları olumlu olur. Mutluluk ve huzur koşarak bana gelir.

Lafı çok uzatmadan aklıma gelenleri yazacağım. Eğer 1 hafta içerisinde aklıma başka şeyler gelirse onları da sonradan bu listeye bir şekilde eklerim.
2) Bazı şeylere baştan başlayacağım. Bu biraz özel bir istek. Yani hassas bir konu. Fazla açmıyorum o yüzden.
3) Biraz daha güleryüzlü bir insan olacağım. En azından deneyeceğim. Gerçi bu gülümseme konusu huzursuzluğum ve sıkıntımla doğrudan orantılı bir durum ama zorla da olsa den…

Bayramda Viktor

13:53

Yılın en uzun gecesinin yaşanacağı günde tekrar karşınızdayım. Yazmadığım süre zarfında çok enteresan şeyler olmadı. Aslında hiçbir zaman enteresan şeyler olmuyor. Çok günlük olaylar. Hayatıma biraz hareket lazım, biraz iniş ama inişten çok çıkış lazım. Ama bütün bunlar yeniyıl dileğimin içerisinde hayat buluyorlar. Mutluluk bütün bunları kapsıyor bu aralar benim için. Tek bir dilekle binlerce dilek dilemiş gibiyim aslında. Pratik zeka bu olmalı.

Bugünün keyifli geçeceğini düşünüyorum. Amerika'dan teşrif eden bi arkadaş, doktor bir arkadaş ve ben, muhteşem üçlü (ultimate trio) bu gece Viktor'dayız. Yani bu gece yolu Viktor'a düşenler etraflarında çok gülen, çok fotoğraf çeken 2 bayan ve bir erkek görürlerse, dikkat edebilirler. O bayanlardan uzun saçlı olanı ben olabilirim. Beni uzun zamandır takip edip de tanışmak istiyordunuz mesela, işte size kaçırılmayacak bir fırsat.

Bu arada geç oldu ama herkere mutlu ve huzurlu bayramlar. Bu bayram gününü de evde mayışarak geçir…

Deneysel aralardan sonra

#Bu yazı saatinden de anlaşılacağı üzere bu sabah internetin bazı sorunlar yaşadığı ve bağlantı sağlayamadığı bir saatte, daha uygun bir saatte buraya eklenmek üzere yazılmıştır.

10:27

Uzun zamandır yazmıyorum. Belli oluyordur. Konuşmamanın pek faydasını göremedim. Ama belki yeterli uzunlukta olmamıştır bu deney. Biraz daha uzatılabilir belki de. Açıkçası deneyimin başarısızlıkla sonuçlandığını kabul etmiyorum. Arkama baktığımda bir arpa boyundan fazla mesafe katettiğimi görmek hoş olur bir kerelik de olsa. Ve bu deney bunu gerçekleştirmek için aklıma gelen son fikir. O yüzden başarısızlıkla sonuçlandı demiyorum.

The National buralardaydı geçen Cuma. Pek güzel bir konserdi. Bir yerlerde rastgelirseniz pas geçmeyin. Hatta pas geçmek ne demek. Oturup uzun uzun dinleyin.

Onun dışında yeni bir şey yok bende. Yeni yılın gelmesi münasebetiyle anca yeni yıl dileklerim var. Dün gece daha önceden izlediğim bir filmi tekrar izledim. Pek huyum diildir aslında ama pek hatırlamıyordum f…

Sus!

13:39

Ufak bir sessizlik kararı aldım. Bu kız niye yazmıyor, başına neler geldi diye meraklananlar varsa sakin olsunlar. Gözden ırak olan gönülden de ırak olur durumunu biraz değiştiriyorum. Bazı şeyleri konuşmayarak kendimden uzak tutmaya çalışıyorum. Deneysel durumlar yani.

Sonuçları sessizlik sonunda bildiririm.
Saygılar efendim.

13:41

Bir anda

23:07

Alakasız zamanlarda eski fotoğraf albümlerini karıştırmak (bildiğimiz elle tutulan albümlerden, içindeki fotoğraflar da elle tutulabiliyor), yıllıkları açmak, üstüne daha alakasız raytaplar (write-up, yıllık yazısı) okumak çok saçmaymış. Gerçekten. Ben yaptım mesela şimdi, elime hiçbir şey geçmedi. Bende olduğunu bilmediğim fotoğraflar buldum yalnız, o bakımdan iyi oldu. Gerçi fazla gürültü patırtı olmasın diye çok derin araştırmalara girmedim gece gece. Boş bir vaktimde bütün albümleri indirip titiz bi araştırma yapabilirim elimde neler varmış diye. Ama ben bu albüm karıştırma, yıllıklara bakma işlerini "elimde neler varmış" görmek için yapmamıştım. Çok nostaljik hissettim bir anda. Ve bir anda da fotoğraf albümlerini indirirken buluverdim kendimi. Her şey bir anda gelişmiş yani, haberim yok.

Her neyse. Bu yazdığım en amaçsız yazıydı. Buradan kendimi kutluyorum ve sözlerimi aşağıdaki ilk şarkının, bu yazıya da uyduğunu düşündüğüm sözleriyle bitiriyorum.

"sometimes …

Hasta yazı

19:25

Ödevler, projeler, sınavlar veya okulla ilgili akla gelen hiçbir işin sonu gelmiyor. Bi de üstüne üstlük kütüphane kitabımı kaybetti! Verdim kitabı, kitabınızı geri getirmeniz için son 3 gün diye mail attılar. Hemen uzattım tabi. Geçen gün gittim kütüphaneye, derdimi anlattım. "Bul o zaman kitabı" dediler. Rafta yok tabi kitap. Hiçbir zaman olmuyolar ki. Neyse, elbet bulurum ben o kitabı.

Bu kadar iş güç arasında bir de hasta oldum. Çarşamba akşamı boğazımın inceden batmasıyla baş gösteren hastalık perşembe günü boğazımın daha beter duruma gelmesi ve sesimin değişmesiyle iyice hissettirdi geldiğini. Cuma gününe sınavım olması dolayısıyla da bastım tabi ilaçları hemen. Gerçi evde ateşimin çıkması da ilaç almama etkendi. Neyse. Cuma gün içerisinde her şey iyi giderken akşam tekrardan bastırdı mikroplar. Bütün cumartesi yerimden kıpırdayamadan oturdum. Ve gerçekten çok sıkıldım. Bugün biraz daha iyiyim. Yani bi halsizlik var tabi ama o kadarı da olsun. Günün kıssadan hisses…

Hep alıntı, hep alıntı

20:50

Yazdıklarımı tekrar okumak çok hoşuma gidiyor. En çok zevk aldığım aktivitelerden biri diyebilirim hatta. Periyodik olarak yapıyorum. Yazarken neleri düşünerek neler yazdığımı, üstü kapalı kime veya neye laf soktuğumu, hangi konuda rahatsızlığımı yine üstü kapalı olarak nasıl belirttiğimi anlamak çok eğlenceli.

Bu pazar günü de güncem.com'dan alıntı yapacağım. Bugünkü yazı 29 Eylül 2006 Cuma tarihli.

"...İnsan bir yerlerden ayrılıp ardında bir şeyler bırakınca onların ister istemez değişeceğini ve onlarla beraber (onlardan etkilenerek belki de) kendisinin de değişeceğini kabul etmeli. bir yerleri bırakmadan önce böyle bir antlaşma sunulmalı. "license agreement" gibi, ama anlaşmayı okumadan sadece aşağı çekerek "i accept" tuşuna basılamasa.. İnsan başına gelecekleri bilerek bir şeyler yapmalı. di mi..
Anlaşmayı görmememe rağmen tahminlerim vardı benim bu konuda. Ayrıca en kötüyü düşünüp kendimi ona hazırlama gibi bir durumum da var sanırım. O yüzden ben h…

İdman

15:16

Çok sınavlı bir okul haftasını geride bıraktım. Bu haftasonu aydınlık zamanları evde mayışarak, karanlık zamanları ise sosyalleşerek geçirmeyi planlıyorum. Mayışma bölümünü tabi ki benden beklenen şahane bir performansla gerçekleştiriyorum. Karanlık zamanlara daha var.

Bu aralar maçlara idman eksiğiyle çıkıyormuşum hissine kapılıyorum. ("Hayat futbola ne kadar benziyor değil mi" tandanslı yazılara devam ediyorum, herhalde farkettiniz. Bu basakiper futbol-hayat teoremi olsun istiyorum.) Yakın bir geçmişte sakatlandığımı ve idman (idman şahane bir kelime) kaçırdığımı hatırlamıyorum. Sergen tadında gezmekten idmanlara gitmediğimi hiç hatırlamıyorum. Ama enteresan bir şekilde formsuzum. İdmanlarda bedenen bulunmak yetmiyor demek ki. Kafamın başka yerlerde olduğu idmanlarda vücudumun idmanda olması hiçbir şeyi değiştirmiyor sanırım.
Ama en önemli sorun önümdeki maçlara bakmadaki yetersizliğim. Oynanan maçın tekrarı olmuyor, hakem şerefsiz (aslında burada tabi ki de başka bir k…

Tarih

00:09

Coşku içinde bir 29 Ekim'i daha geride bıraktık. Bağdat Caddesi'ndeki kutlamalara bizzat katıldım, bayrağımı salladım. Yapılan propagandaları duymazdan geldim. "Bir başkadır benim memleketim" tadında daha çok şarkı olsaydı diye düşündüm. Sadece "30 kupona alınmadı bu vatan" diye bağıran bir genç vardı. Yaratıcılığından dolayı onu buradan tebrik etmek istiyorum. Yoksa politikayla, propagandayla pek işim olmaz. Daha önce belirttim mi bunu bilmiyorum ama politikaya inanmam.

Neyse, bugün benim kişisel tarihim açısından da önemli bir gün. Kişisel tarihim olduğu için de çok ayrıntıya girmek istemiyorum. Olur da bir gün bir kitap yaparsam hayatımı ya da bir dizi ya da bir şekilde daha büyük kitlelere ulaşırsa anlatacaklarım o zaman biraz daha ayrıntı veririm belki. Burada "şurada kaç kişi okuyor ki beni, değmez bunlara..." gibisinden bir şeyler demek istemiyorum. Sadece biyografik bir yayınım olursa insanlar bunu sadece bu kızın nasıl bir hayatı varm…

Alıntı yapalım bi kere de

00:14

Bu pazartesi yazamadım. Farkındayım. Bu olayın insanlar üzerinde yıkıcı bir etki yarattığını düşünmüyorum. Hatta kimse farkına da varmadı ama ben kendimi biraz suçlu hissettim. Her neyse. Bu hafta, geçen sene güncem.com semalarında yazdığım bi yazının bi bölümünü buraya aktararak işin kolayına kaçmayı planlıyorum. Aslında işin kolayına kaçmak değil de hoşuma gitti.
Sözü fazla uzatmadan, 22 Ekim 2006 Pazar tarihli güncem.com basakiper yazısıyla sizi baş başa bırakıyorum.

"...
ayrıca oo'ya ithafen hayatımdaki en son güzellikleri yazmak istiyorum:
kanelbulle çok güzel bir şey.
kahve de güzel bir şey.
kahve ve kanelbulle'nin bir araya gelmesi voltranı oluşturabiliyor.
dişlerimi fırçaladıktan sonra su içmek güzel.
temiz çamaşırların kokusu çok güzel.
sıcacık suda bulaşık yıkamak çok güzel.
sabahları alarm çalmadan uyanmak güzel.
çilek reçeli daha güzel.
matlab kullanabilmek güzel insanların yaptığı güzel bir şey.
ansys kullanabilmek en güzel insanların yaptığı güzel bir şey.
mukavemet …

Özel perşembe sayısı

22:22

Sürpriz! Bu hafta iyisiniz. Bir değil, şimdilik, en azından 2 yazınız var okuyacak. Bugün aldığınız en güzel haber bu, değil mi? Rica ederim efendim ne demek. Ben zaten siz kendinizi iyi hissedin diye yazıyorum.

Okulun ufaktan başladığını hissettirmesiyle biraz yorulmaya başladım bu aralar. Ödev, ders, sonrasına quiz. E tabi vizeler başladı. Öğrendiğim sürece yorulmak güzel aslında. Bir de tam anlamadığım konular var. (Aslında anlamadığım deyip aptal durumuna düşmeyeyim burada. Anlamaya uğraşmadığım demem lazımdı. Biraz da asi ve havalı olduğumdan dersi pek dinlemem. Ya işte gidiyoruz da sınıfa, piyasaya yani.) Bu lafı fazla uzatmadan yazının hissesini söyleyeyim hemen: Öğrenmek güzel şey, öğrenmeye çabalamak daha güzel şey.

Onun dışında, yoruldum falan dedim ya, ufak bir konu var. Bana göre, hayatı benimkinden daha zevkli/eğlenceli/huzurlu/yaşanabilir olanların hayatlarından şikayet etmeleri beni çok rahatsız ediyor. Doğrudur onların da sorunları, uğraştıkları, kafa yordukları kon…

Futbol ve hayat

21:25

Sanırım pazartesileri her yeni haftayla yenisi çıkan bir dergiyim. Şöyle bi bakınca öyle geldi. Meraklanmayın ama pazartesi yazmazsam. Üşenmişimdir, işim vardır, dersim vardır, dışardayımdır falan.

Neyse. Evde kalan bayram çukulatalarını yerken -markaları Bolçi bu arada, Bolu Çikolataları, pek güzeller, Bolu Dağı civarından geçerseniz kaçırmadan alın- çok çok önceden söylediğim "hayat sürekli çalım peşinde" lafı aklıma geldi. (bkz. http://basakiper.blogcu.com/1670653/) Sonra aslında biraz daha genel ve büyük düşününce hayatın belki tek bi maça diil ama futbol ligine benzediğini anladım. (Çok felsefi/edebi bi benzetme bekliyordunuz sanırım. Onlardan bende yok malesef. Ben günlük hayatın içinden, sizden biriyim. Sanat halk için.) Sonra aslında enine boyuna düşününce kendimi tebrik ettim böyle bir şey düşündüğüm için. Kesin birileri çıkar ve "sen daha yeni mi anladın be?" der buna ama ben gurur duyuyorum kendimle.
Aslında lafı uzatmadan teorimden bahsetmek istiyord…

5 dakikada Beşiktaş

09:49

Erken kalkılan bir pazartesi. Hem de boş olmasına rağmen okula gitmek zorunda olduğum bi pazartesi. Haftanın ilk günü istenmeyen şekilde geçerse haftanın devamı da istenmeyen şekilde mi geçer? Yoksa bu tür şeyler yalan mı? Ben yalan olmalarını temenni ediyorum.

Baktım yine 1 hafta olmuş ben yazmayalı, hemen bir şeyler yazıyım. Okuyanlar benim yaşadığımı anlasınlar da içleri rahatlasın dedim. Yoksa bu geçen 1 haftada enteresan hiçbir şey olmadı. Aa, bi tek şey oldu. Okulda dönem temsilcisi seçildim. Hem de 5+1 oyla. +1 oy benim kendime verdiğim oy. Örnek öğrenciyim. Sormayın.

Neyse, dediğim gibi bugün işim gücüm var. Çok kalamıyorum. O yüzden bunu saymıyorum. Beni yine bekleyin. Görüşürüz.

eric truffaz - saisir

09:54

Bir haftasonu

15:23

Boş ve güzel bir pazartesi daha. Ve ben enteresan bir şekilde tebessüm etmekteyim. Yazı yazarken hiçbir neden olmadan tebessüm etmek hoş bir duyguymuş, sevdim. Bundan sonra da devam edeceğim buna.

Bu yazmadığım günlerde neler oldu diye bir gözden geçirelim hep beraber. En son 27 Eylül'de yazmışım, yani perşembe. Cuma günü okula gittim geldim. Sonra bir yemek yedik dışarıda. Sonra da evdeydim. Oturdum ki oturmak sevdiğim şeylerden biridir. Çok rahat bir şekilde oturdum. Bu en sevdiğim şeylerden biridir. Cumartesi günü, bu Otto neyin nesidir, niye bir anda bu kadar popüler olmuş diye bakmak üzere Taksim'e yollandık. Otto'nun kalabalığından korktuk diyebilirim. Gerçi hafiften bir Robert kantini havası vardı. O bakımdan hoştu sanırım ama ezilme tehlikesi bize göre olmadığından yavaşça uzaklaştık mekandan. Tabi Babylon'da da Hotchip kalabalığı vardı. Gerçi Hotchip sıkıcıymış biraz, gidenler varsa yorumları duymak isterim. Babylon'u da geçtik, gittik onun yerine Kino…

Daldan dala

09:56

Sabahın bu saatlerinde buraya bir şeyler yazmam pek de sık rastlanan bir durum değil, sanırım. Emin de değilim. Belki daha önceden de yazmışımdır bir iki defa bu saatlerde. Ama kesinlikle kimse alışmasın buna. Bu saatlerde "acaba basakiper yazı ekledi mi" diye beklemesin bilgisayar başında. (Haha zaten hepiniz bekliyorsunuz di mi basakiper yazdı mı acaba diye, alem kızım vallahi.)
Konuya şu şekilde bir açıklık kazandırayım. Sabahki dersim iptal, ve ben evdeyim. Yakın bir zamanda, yani en geç 1 saate kadar evden çıkmış olmayı diliyorum. Dilemekle beraber bu konuda pek de bir şey yapmıyorum. Bilim adamı arkadaşlardan ışınlama konusuna en kısa zamanda bir kolaylık getirmelerini istiyorum. Herkes size milyon dolarlar akıtıyor, siz de hala ama bu işler biraz karışık diyorsunuz. Beni işe alsalar danışman olarak (danışman olarak alacaklar tabi, ben mi yapacağım bi de deneyleri? Hadi be! Ben takıldıkları yerlerde yardım ederim onlara.) 3 aya her şeyi çözülür, 1 seneye herkes evi…

Dünya yerinden oynasa

22:06

Okul güzel bir şey. Mühendislikse gerçekten şahane bir şey. Biz mühendislerin kafası başka işliyor. Ve bu işleyiş şekli acayip hoşuma gidiyor. Şimdi buraya kadar okuyanlarınız, kesin bunu bir olaya iliştirmemi, konuyu bir anektoda bağlamamı istiyorsunuz. Hissettim. Ama üzülerek söylüyorum ki, yok öyle bir anektod. Benim içimdeki öğrenme hevesidir sebep bunları yazmama. Yüksek mühendis olma kararını kesin olarak verdiğim şu günlerdeki mühendislik merakım tavan yaptı. Aman nazar değmesin, bu merak derslerimde başarıyı da beraberinde getirsin.

Onun dışında beni tanımlamaya yeni bir boyut geldi bugün. Hatta 10-15 dakika falan önce oldu bu. Sıcak sıcak söylemek istiyorum. Bunu söyleyen kişi, ben bu yazıyı buraya koyunca okuyacak ve yüzünde bi tebessüm olacak. Bak şimdiden de buraya yazıyorum, demedi demezsiniz. Neyse tanıma geçiyorum hemen. Noktasına virgülüne dokunmadan:
"dünya yerinden oynasa devam ederim tribin var"
Evet. Bu benim işte. Pek de memnunum halimden.

Aslında bu ya…

Uzatmadan

01:29

Stajım bitti. Mutluyum. Okul da açıldı açılacak. Pazartesilerim boş, salılar yarım gün. Hayat eski kıvamına geldi sayılır. Hayattan ziyade sanırım ben eski kıvamıma geldim. Mutluluk güzel şey.
Kısa kısa, okumayı zorlaştıran, birbirine bağlanması zor cümleler arka arkaya geliyor, farkındayım. Ama bugünlük böyle. Uzun cümleler kurasım yok. İşleri zorlaştırmaya da niyetim yok. Karışıklık sevmiyorum. Karmaşadan uzak durmak lazım.

Yarın saçlarımı kestirmeye gideceğim. Kim bilir, yıllar yılı uzun saçlı olarak tanınan ben bi anda kısa saçlı olabilirim. Sanmıyorum gerçi. Ani değişiklikleri sevmem. Değişikliği genel olarak sevmem aslında. Sonunu bilmediğim şeyleri sevmem. Heyecan değil huzur lazım daha çok insana. Bu aralar biraz heyecan lazım ama. Evet evet, heyecan olacaksa hayatımda bu ara tam zamanı. Varsa bu işlerle ilgilenen birileri, haberleri olsun.

Gece gece uzatmayalım lafı. Uyumak güzel şey. Tatlı rüyalar.

pearl jam - off he goes
kurban - göç
sigur ros - saeglopur

01:36

Ondan sonra

19:21

Ondan sonra her şeyin bir ilki var. Aslına bakarsan, yaptığım her şey ondan sonra ilk defa yaptığım şeyler oluyor. Ondan sonra ilk defa Bozcaada'ya gitmek, ondan sonra ilk defa Rock'n Coke'a gitmek, ondan sonra ilk defa çok sarhoş olmak, ondan sonra ilk defa içinin hoş olması, ondan sonra ilk defa bazı şarkıları dinleyip değişik manalar çıkarmaya çalışmak falan filan. Daha bunu uzatabilirim de gerek yok, varmak istediğim nokta, aslında biraz üstü kapalı da olsa, bahsetmek istediğim şey çok açık galiba.

Bazı devirler kapanıyor, yenisinin açılması zaman alıyor. Sayfanın açılmasını beklemeden açmaya çalışmak bambaşka bir meziyet zaten. Bende olmadığı için de takdir ediyorum olanları. Ama sanırım bu aralar hayat biraz daha tatlı. Evet, tam olarak bu, tatlı. Orta şekerliyle çok şekerli arası. Yatarken bile gülümsemek değil ama bir tebessümle uyanabilmek ya da kendini kasmana gerek olmadan eğlenebilmek. Tatlı hayat öyle bir şey. Ne şahane ne vasat. Ortası işte.

Bunları bir ke…

Zafer Tatili

00:45

Evet, tekrardan haftalık mecmuaya döndüm. Kabul ediyorum. Ancak staj bütün zamanımı çalıyor. Bütün bunların suçlusu Arçelik A.Ş. Gerçi, aslında her zamanki gibi, anlatacak pek bir şey yok. Böyle yazmaya başlayınca arada bir konudan konuya atlarken dişe dokunur bir şeylerden bahsediyorum ama o da her zaman olmuyor bildiğiniz gibi.
Bugünlük de başladım yazmaya. Kim bilir devamında neler olacak.

Neyse, bu staj hayatı yorucu. İnsan kendine zaman ayıramıyor. Ancak mühendis olmak pek güzel bir şey. Gururluyum, mutluyum. Üretim güzel şey.
Ancak sağolsun danışman mühendisim Kamil Bey şahane bir adam. 31 Ağustosta gelmenize gerek yok diyerek gönüllerde taht kurdu. Böylece 4 günlük inanılmaz bir tatile kavuştum. Önce yaz okulu, üstüne de staj pek hoş değil, hemen ardından da okulun tekrar açılacağını biliyorsan. Ama bu 4 gün güzel oldu. 2 günü Hazerfen Havaalanı yakınlarında festivalde geçecek büyük ihtimalle. Yarın ve cuma günü de güzelce uyumak ve dinlenmekle. Aslında bu seneki festivale gi…

Nerelerden nerelere, değil mi ama?

21:15

Bundan önceki yazımda, yani 1-2 gün önce, yani çok kısa bir zaman önce (artık haftalık dergi tadında olmadığımı üstüne fazla göstermeden bastırmak istedim) dediğim gibi tatilde aklıma gelen ve benim aklımda tutmayı becerebildiğim birkaç şey vardı. Artık sadece bir tanesini hatırlıyorum. Sanırım kendime ufak bir not defteri almam lazım. Entel havalarda takılıp aklıma gelenleri not alırım. Sonra da buraya yazarım. Afedersiniz de uğraşamam. Aklıma bir daha gelirse yazarım. Yok gelmezse de sonsuza dek ünlü olma şanslarını kaybettiler. Onların bileceği iş.

Bak aslında şimdi böyle bir giriş de olmadı. Ben daha ağır konulardan bahsedecektim. Bu kadar sarkastik bi giriş paragrafından sonra da hiç uymaz. İkizler burcu misali her paragrafta ruh halini değiştiren canlı bir yazı yazıyor da olabilirim aslında belki. Yok hayır aslında burçlardan zerre anlamam. Genelde öyle derler ya, ikizler burcu üyelerinin bir dakikası bir dakikasını tutmaz diye. Ben onların yalancısıyım. Herkesin bir bildiği…

Arçelik A.Ş.

19:53

Tatilden döndüm, staja bile başladım. Bugün itibariyle Arçelik A.Ş. Çamaşır makinaları üretim bölümü montaj-2 takımının bir üyesiyim. Çamaşır makinaları önümde yapılıyor. Arçelik veya Beko çamaşır makinası almayı düşünüyorsanız çekinmeyin alın. Gözümün önünde yapılıyorlar. Ben onay verdim.

Yazının başında dediğim gibi tatilden de döndüm. Aslında tatile dair de bir şeyler yazmak lazım. Ya da tatilde aklıma gelen ve aklımda tutmayı becerebildiğim birkaç şey var. Onlardan da bahsetmek lazım. Ama bugün stajın ilk günü olması dolayısıyla ve bu bahsettiğim konulara "Bugün de staja başladım. O değil de bıdıbıdı.." gibi bir giriş cümlesiyle başlamak istemediğimde dolayı başka bir yazıya erteliyorum.

Bugün kalktım Tuzla'ya gittim ve başka da hiçbir şey yapmadım. Şu stajyerlik müessesini daha işe yarar bir şekle soksalar şahane olabilir. İş ver mesela bana. Ben oraya boş oturmak için mi gidiyorum? Evimde de boş otururum ben. Hatta yatağımda boş boş yatabilirim sabah 8'den a…

Bilemedim

02:05

Gitmeden önce son bir yazı daha olacak sanırım. Aslında tam olarak ne diyim bilemedim. Oradan buradan, çok alakasız şeylerden bahsetmek istiyorum galiba. "O diil de aslında..." diye başlayan birçok cümle kurabilirim sanırım. Ama dediğim gibi bilemedim.
Bu yazıyı sonraları okuduğumda "nasıl yani?" diye bir tepki verebilirim ya da aklımdan geçenleri hatırlayıp kendimi anlayabilirim. Karışık.

Hep diyordum bunu, özellikle de güncem.com'da yazarken. Hayat her şeye rağmen güzel diye. Gerçekten öyle. Güzel. Ama anlayana, hissedebilene. Belki de şöyle söylemek daha doğru olur: anlamak isteyene, hissetmek isteyene. Bense pek isteksizim. Ama hayat hala güzel. Sevdiğim bi söz vardır, Nazım Hikmet'in sanırım, emin değilim. Şöyle der, "Körler onları görmese de yıldızlar vardır." Aklımdan geçenleri en açık şekilde böyle anlatabilirim galiba.

Benim çok çok konuşup içimdekileri dökmem ve ondan sonra her şeyi bir kenara itip en baştan başlamam lazım. Severim baş…

Yıllık izin

14:32

Yaz döneminin son sınavına da yarın giriyorum. Ve hayır, bir dönem daha bittiği için hiç heyecanl falan değilim. Final sınavlarında pek başarılı değilim zaten. Finalde başarılı olmak için o derse sinirlenmem lazım. Hocaya, ders konularına, verilen ödevlere, ders ortamına vs. Dersteki konulardan ve ödevlerden çok hocaya sinirlenmek daha kolay bir alternatif tabi ki. Üniversite öğrenimim boyunca -ki 3 seneyi devirdim, 4 ve 5. senelere doğru yelken açtım- kaldım gözüyle bakılacak derslerden geçmişliğim var ve bunun tek sebebi de benim sinirlenmem.
Sinir işe yarayan bir şeydir. Kullanmayı bilmek lazım.

Her neyse, bu sene hiç tatile çıkamayacağım sanıyodum. Yanılmışım! Cumayı cumartesiye bağlayan saatlerde Bozcaada yolcusuyum. Salı günü gelip çarşamba günü biraz daha güneylere gitme planım var henüz düşünme-taşınma aşamasında. Hiç tatil yok derken 2 farklı grupla 10 gün tatil yani. Hiç fena değil.
Neymiş, kendini kötüye hazırlayınca başına gelenler şahane hissetiriyormuş. Gerçi başıma ge…

Mutluluk denklemi

00:05

#bu yazı 01/08/07 tarihinde fizik 2 dersinde çok sıkıldığım anlarda yazılmıştır.

Şimdi biz mühendisler ve mühendis adayları denklemlere ve eşitliklere bayılırız. Her şeyin bir denklemi ve eşitliği, bunlara bağlı olarak da bazı değişkenleri yaratılabilir. Böylece hayattaki her şey matematiksel olarak açıklanabilir. En azından teorik olarak. Buna göre dünyadaki mutluluğun yoktan var edilip varken yok edilemeyeceğini varsayarsam -enerji misali- bir denkleme oturtabilirim. Yani, birinin mutluluğu yok olmaz. Ya şekil değiştirip üzüntüye dönüşür ya da başka birine geçer. Termodinamik yasalarının dediği gibi eğer entropi sürekli artıyorsa buna bağlı olarak da dünyadaki toplam üzüntü miktarı da hep artmalı.

Bu durumda herkesin eninde sonunda üzülmesi lazım. Mutluluk da yoktan var edilmediğine göre etraftaki birinden mutluluk çalmak lazım.

Evet.

duman - aman aman
kruder&dorfmeister - useless

00:10

Budur isteğim

14:15

Sürekli fotoğraf çeken insan olduğum için az fotoğrafımın olduğu gerçeğinin değişmesini istiyorum. Yeter artık, benim de fotoğraflarım çekilsin. "Tamam bu sondu" dediğimde gerçekten son olsun istiyorum. Ertesi gün "Tamam tamam bu sefer cidden son" demek çok manasız.Uzun zamandır görmediğim insanları görmek istiyorum.
453573 kere aramama rağmen telefonlarını açmayan insanlardan açıklama bekliyorum.4535732 tane mesaj atmama rağmen bir cevap vermeyen insanların da bana ulaşmalarını istiyorum.İnsanların bir sorunu varsa, susmak yerine hemen söylemelerini istiyorum.Kimse bana "Kilo mu aldın sen?" demesin istiyorum. Bilmiyorum. Ama sanmıyorum. Stockholm'dekine göre daha iyiyim. Demek ki aslında kilo verdim.
"Aramıyorsun ki görüşelim" diye yolda gördüğüm insanların üste çıkmasına sinir oluyorum. Yapmayın. Madem durum böyle, sen ara.
Şu an sinirli değilim, hayır.


gripin - zor geliyor
pearl jam - given to fly
massive attack - unfinished sympathy

14:27

Eskiler

19:21

Haftalık dergi tadındayım. Farkındayım. Ama hayat bu aralar okuldan eve ve evden okula şeklinde geçiyor. Bir de bunun dışında 3-5 kişiyle görüşüyorum ama bunlar rutin şeyler. Ben şimdi buraya yazsam bugün yine beraberdik falan diye herkes sıkılır. Bir daha okumaz burayı. Buranın belli bir heyecan katsayısının altına düşmemesi lazım.

Geçen hafta iki tane sınava girdim. İkisi de güzel geçti. Fizikten hayatımın en yüksek notlarından birini alarak geçmeyi garantiledim diyebilirim. Diferansiyel denklemler de şahane geçti. Kısmetse bu yaz okulundan sonra "havuz dersim" kalmayacak. Haftanın önemli gelişmeleri bunlar. Yani "basakiper ajans"'ın anlatabileceği bunlar.

Ama beni üzen bi durum var. Bunu daha yeni farkettim aslında. İsveç'te yazdığım "İstanbul'da dönünce yapılacaklar listem" vardı. İstanbul'a getirdim onu, hatta bahsetmiştim burada o listeden. Şu anda bulamıyorum o listeyi. Odanın içinde, çekmecelerden birinde, bir şeylerin altında d…

Optimus Prime

19:37

Ben büyüyünce Transformers olup Optimus Prime'la tanışacağım. Eğer bir aksilik olur ve ben Transformers olamazsam, Amerika'ya gidip güzelim Chevrolet Camaro'yu bulacağım. Ya da aslında direk Optimus Prime'ı da bulabilirim ama o TIR ya, pek tekin olmayan yerlerde dolaşıyor olabilir. Eğer Amerika'da Transformers'ı bulamazsam, koskoca mühendis adayıyım, yüksek lisans ve doktoramı Transformers üzerine yapıp kendi Optimus'umu kendim yaparım.
Evet. Transformers şahane bi şey.

Bir de basakiper şarapevi.
Nasıl?
Pastaneden sonra şarapevi işine gireceğim. Bağlarım bahçelerim olacak, üzümümü yetiştirip sıkıp şarap yapacağım. El altından basakiper şaraplarını piyasaya sürüp herkesin aklını başından alacağım. Bu işte çok para var, ayrıca bağ bahçe güzel şey.

basakiper'in bugünlük aklına gelen amaçları bu kadar.
"No sacrifice, no victory!"

incubus - stellar
bad religion - infected

19:44

Açık

13:07

Hayattan zevk almak lazım. Yoksa hiçbir soruyu yapamadığın halde kağıdını verip çıkamadığın bi sınava benziyo. Hayattan bazı beklentilerinin olması lazım insanın. Yoksa tam puan da alsa geçemeyeceğini bildiği bir sınava girmeye benziyo bu. Ve bi de mutlu olmak lazım. Onun sınavlara yönelik bir metaforu yok. Sadece lazım.

Ben mutluyum çoğu zaman. Herkese de tavsiye ederim. Üzülüp sinirlenmekle vakit geçmiyor. Bak ben her şeye gülüp geçiyorum, acayip de mutluyum.

Konuyu nereye bağlayacağımı bilemedim şu an. Kapatamıyorum yazıyı. Güzel bir sonuç paragrafı yazdım farzedin. Çok duygulu, çok dokunaklı.

Görüşürüz.

Yakup Kaan Batuhan - Karanlıkta
Incubus - Earth to Bella (Part II)
Bloc Party - Waiting for the 7.18

13:13

Nezleli yazı

10:43

Tekrar karşınızdayım. Ben bu aralar bu yazma işini biraz boşluyorum. Onu farkettim. Stockholm'de daha çok yazıyordum galiba. Ama düşününce orada daha çok boş vaktim oluyordu. Bundan sonra bu yazmadığım aralarda güncem.com'dan eski yazılarımı buraya aktaracağım. Tabi kafama göre değil de bugüne uyan yazıları. Eğer öyle yazılar varsa. Okuyan 3-5 kişiyi üzüyorum ama özür dilerim. Benim de dışarı çıkıp gezmeye ihtiyacım var. Ayrıca yaz okuluna da gitmem lazım. Lütfen gelmeyin üstüme.

En son yazdığımdan beri neler yaptım neler oldu buralarda diye düşündüm. Hala düşünüyorum. Ve hiçbir şey olmamış, bu şekilde sonuca bağlamak istiyorum bu düşünme sürecini. Erken kalktım, okula gittim, ders yaptım bi de üstüne hasta oldum bu sıcakta. Evet, bunların dışında bir şey yapmadım pek. Ha tabi bir de biraz gezme-tozma durumlarım vardı. Enteresan şeyler değil yani. Aslında hayatımda enteresan bir şey olmuyor uzun zamandır. Oğlak burçlarının sabretmesi gerekiyormuş güzel şeyler için. 1-2 haf…

Ve temas

17:40

Gideceğim ikinci bir Pearl Jam konserine kadar, izlediğim en güzel konser 24 Haziran 2007 tarihli Pearl Jam konseri olacak. Yine ikinci bir Pearl Jam konserine kadar, hayatımın en güzel anlarını 24 Haziran 2007 Pearl Jam konserinde geçirdim.

10 yıllık hayalim gerçek oldu, Eddie sahnedeydi, ben de karşısındaydım. Sözler şu durumda gerçekten anlamsız kalıyor benim için. Pearl Jam'i sahnede canlı görebilmiş ve dinleyebilmiş dünya üzerindeki şanslı azınlık arasına girebilmek tanımlanması zor bir duygu. O yüzden uğraşmıyorum bile.

Sadece hayat Eddie'yle daha güzel, Pearl Jam'le şahane.

17:47

Hurricane Öncesi

10:04

Takip edenler biliyorlardır, hep bir gerisayım peşindeyim. Stockholm'e gerisayım, İstanbul'a gerisayım derken artık Eddie için gerisayımdayım. Aslında pek inandırıcı gelmiyor şu an ama Cuma günü, (yani yatıcam kalkıcam, yatıcam kalkıcam) Hamburg'a gitmek üzere havaalanına gidicem sabahın köründe. Öğle sularında Hamburg havaalanından İdil'le beraber çıkıp festival alanına gideceğiz. Böyle söyleyince komik bile geldi hatta.

Aman nazar değmesin ama. Ben her yerde bas bas bağırıyorum, Eddie'yi görmeye gidiyorum diye. Mutlaka sinirlendirdiğim biri olmuştur bu arada.

Bunun dışında yaz okulu başladı. Hava da çok sıcak. En sevdiğim ikili.

Gelince anlatırım neler oldu Almanya'da, kimlerin sahnesi şahaneydi, kimler tatmin etmedi diye. O zamana kadar herkese iyi eğlenceler.

10:10

basakiper

#Aşağıdaki yazı 10 Kasım 2006 Cuma günü www.güncem.com adresine benim tarafımdan eklenmiş bir yazıdır. Orası biraz gizli bir mekan olduğundan kimsecikler okuyamadı. Yani okuyanlar vardı da ben daha büyük bir kitleyle paylaşmak istedim kendimi.
(Arada bir iki değişiklik yaptım. Evet.)

16:10

basakiper çay içmeyi pek sever. özellikle de ince belli ya da ajda bardakta.
basakiper kahveye de hayır demez. ne kadar çok istese de sütsüz içmeyi başaramaz. halbuki, "coffee. black." demek ister hep. neyse.
basakiper cay ve kahve eşliğinde yapılan muhabbetlere bayılır.
basakiper tavuk yemeyi çok sever. hatta tavuğun yenebileceğini keşfeden insana her tavuk yediğinde şükreder. kentucky fried chicken'ın crispy stripes'ını ayrıca sever. ama tavuğu haşla, didikle, sonra da üstüne karabiber dök. ona da bayılır.
basakiper prenses leia'nın saçlarına hep çok özenmiştir. ama bir türlü onun gibi yapamaz.
basakiper seyretmeyi sever. televizyon, dizi ya da film. hatta kalabalık bi yerlere oturup…

Eddie

19:11

İstanbul'a geldiğimden beri tempoya ayak uydurmakta zorlanıyorum. Yaşam burada hatırladığımdan daha hızlı ve spontaneymiş. İstanbullu olarak alışmam uzun sürmedi gerçi. Herkesin final zamanında gelmeme rağmen pek hayalkırıklığı yaşamadım.

Aylar önce bahsettiğim bir listem vardı. Güneşi göremeden geçirdiğim kış günlerinde derslerde çok sıkılınca oluşturmaya başladığım "İstanbul'da yapılacaklar listesi", İstanbul'a ayak basmamla beraber yavaş yavaş hayata geçmeye başladı. 15 maddelik listenin 8, 9, 11 ve 12 numaralı maddelerini 2 haftadan kısa bir süre içinde gerçekleştirdiğim için çok gururluyum. Şimdi bu maddeler nedir diyenler olur, meraklısınız biliyorum, çok enteresan şeyler değiller. Mesela 11 numaralı madde şöyle buyurur: Dışarıda kahvaltı et. Enteresan mı? Bence değil. Ama işte İsveç'te hava soğuk, kar yağıyor, güneş yok ve ben dersteyim. Kafamdan daha beter şeyler de geçebilirmiş. Diğer bir madde olan 9 numaralı madde de şöyle buyurur: Spora başla.…

Giriş

19:17

Evet. Tekrardan TSİ kullanabilmek göz yaşartıcı bir gelişme. Ayrıca bu blogspot şahane bir mekanmış. Buradan blogcu kullanıcılarına da genel bir davet yolluyorum. Gelin, hepimize yetecek kadar yer var burada. Kimse çekinmesin.

O değil de, beni önceden tanımayanlar varsa, ne bu TSİ muhabbeti, konuya böyle mi girilir diyenler varsa kendilerini basakiper.blogcu.com adresine yönlendiriyorum. Oradan gerekli altyapıyı oluşturup maceraların devamı için de burayı okuyabilirler. "Ne uğraşıcam be senle?" diyenler varsa, başımın üstünde yeriniz var. Çok da enteresan olaylar yok zaten blogcu.com'da. Buradan başlayabilirsiniz. Alınmam.

Bu adresin kalıcı adresim olması dileğiyle buradan herkesi selamlıyorum. İleriki günlerde görüşmek üzere.

Pearl Jam - Inside Job

19:21

Gizli İşler

Çok gizli bir şekilde blogcu.com'dan kurtulup buraya transferimi gerçekleştirdim. Ama şimdilik buralar sadece bana. Yakın zamanda herkese açarım.