Posts

Showing posts from 2008

son 2008

11:30

Merhabalar efendim. Bu büyük ihtimalle bu senenin son yazısı olacak. Bu bakımdan aslında önemli bir yazı. Ama onun dışında göze çarpan hiçbir özelliği olmayabilir, onu gidişatından anlamamız gerekir.
Sene sonlarında yapılan eski senenin değerlendirmesiyle başlayabiliriz yazıya. Bu iyi bir fikir olabilir. (Kar sonunda bizim tarafta da güzel güzel yağmaya başladı ve ben okula gitmemeye karar verdim, tam şu anda) 2008 enteresan bir yıldı. Kuduz aşılarıyla başladım seneye ve böylece "yeni yıla nasıl girersen bütün sene öyle geçer" hurafesini çürüttüm. Zira bütün seneyi kuduz aşısı olarak geçirmedim. Bu 2008'in iyi yanlarından.
Her neyse. 2008'in ilerleyen günleri de enteresandı. Aslında doğumgünümü kutladığım gün ve sonrasından itibaren hayatımın akışı bambaşka bir yönde olabilirmiş. O arada yaşananların hiçbiri yaşanmayabilirmiş, onların yerine bambaşka şeyler yaşanabilirmiş. Böyle düşününce, hayat ne tuhaf vapurlar falan demekten başka çarem kalmıyor. (Uzun zamandır…

Dizi dizi

15:22

Dışarıda hava buz gibi olmasına rağmen, şuursuz kaloriferlerimiz dolayısıyla evin içinde terliyorum. Hem herkes doğalgaza zam geldi diye bas bas bağırıyo, hem de apartman "kaloriferi azcık kıssak kimse üşümez, hem de faturalar düşer" demiyor.

Her neyse.

Bu aralar kendimi gerçekten dizi izlemeye verdim. Bundan önce de birçoğunuzun bildiği gibi çok dizi izliyordum ama artık çok daha hızlandım. Gerçi hala Jack Bauer'ın 24 saatlik hızına yetişemedim. Jack saatiyle 24 saat, benim zamanımla 4 gün oldu ve Jack 4. kez Amerika'yı ve dolayısıyla hepimizi kurtardı. Ben de bundan istifade ederek, Battlestar Galactica'daki insanların Dünya'yı bulmasına yardım etmeye karar verdim, ve hızlı bir şekilde 3. sezona giriş yaptım. Ocak ortasına kadar bunları bitirmem lazım ki yeni bölümleri rahat rahat seyredebileyim. Kendime güvenim tam. Eğer konstantrasyonumu bozmazsam bunu yapabileceğime inanıyorum.

Bunun dışında yeni yıl yaklaşıyor, geçen sene yaptığım gibi "Yeniyıl d…

Calvin

10:47

Yaşıtlarımın işte veya derste olduğu şu saatlerde ben kahvaltımı ettim, çayımı içiyorum. Kendimi bu sebepten, bazen çok elit, üst tabaka, aristokrat vs. hissediyorum. Yaşıtlarım zincirlerini kıramayan proletarya, bense işte toprak ağasının kızı. Siz çalışıp benim rahat yaşamama destek olacaksınız mesela.
Her neyse.
Bazen, böyle şeyler düşünürken bulunca kendimi, gittikçe Calvin'e benzemeye başladığımı düşünüyorum. Çok severim gerçi Calvin'i. Hayalgücü sınırsız bir kerata kendisi. Hatta, konuyu bir anda istemeden nereye bağlayacağımı görünce çok şaşıracaksınız.
Dün bütün gece bilgisayar karşısında oturup saçma sapan sitelere baktım. Özgeçmişime hobiler bölümü eklemeli ve kesinlikle "internette surf yapmak" yazmalıyım.
Konuyu dağıtmadan devam ediyorum. Dün gece baktığım onlarca (yüzlerce demiyorum ki siz okurlar korkmayın benden) siteden birinde Fight Club'daki Brad ve Ed karakterlerinin aslında Calvin and Hobbes olduklarından bahsediyordu. Yazı çok uzun olduğu iç…

Ferhat

19:04

Sen tabi tatil buldun diye o kadar gezersen soğuklarda, hasta da olursun tam tatil bitince. Ama tam tatilin son gününde hasta olmak zamanlama açısından baya iyi. Gezeceğim kadar gezdim, sonunda da yoruldum haliyle. İyi oldu. İlacımı aldım, vitaminimi erittim suda, üstüne bir de taze meyve suyu... Bir de bütün bunların üstüne bütün gün evde mayışmaktan çatladım. Pek güzeldi.

Dediğim gibi bu yazmadığım günlerde çokça gezdim. Aslında hep bu gezdim demelerimden sonra kanıt olarak buraya 1-2 de fotoğraf koymak istiyorum ama malesef elimde pek fotoğraf yok. Bundan sonraki günlerde "Hergüne Bir Fotoğraf" gibi bir kampanya başlatma planı içersindeyim, en azından kendi hayatım için. İlerde büyük yemek masalarında ailelerin yaptığı gibi "hayır 78'di bizim onlarla beraber şunu yaptığımız sene, senin dediğin 75'ti" falan gibi muhabbetlerde elimde kanıtlarla bütün tartışmalara son verebilirim böylece. Genel olarak hayattaki araştırmacı ve belgelerle olayları çözmeye…

Kurban

16:29

Ben biraz ara vermişim, her zaman yaptığım gibi. Ama zaten siz beni o kadar çok yazmadığım için seviyor da olabilirsiniz, değil mi? Her dakika yazsam belki bu kadar okumazdınız. Belki de...

Her neyse. Merhaba.
Yine çok çok uzun bir tatil başlangıcındayız. Ben her zamanki gibi çarşambadan beri tatilim. Bayram sonrasındaki salıya kadar da tatilde olmayı planlıyorum. Yok hayır uzun bir tatile gittiğimden değil, İstanbul'dayım. İstanbul her mevsim, her tatil, her iş günü, her Allah'ın günü güzel zaten. Bazen diğer günlere nazaran daha az güzel, bazen de anlamsız bir şekilde çok çok güzel ama genel ortalamayı aldığımda hep güzel. O bakımdan, İstanbul yine güzel olacak. Ve bu arada yapacak elle tutulur bir işim olmadığı için, her zamanki gibi, bu tatili çok fazla dizi seyredip onla bunla görüşerek geçireceğim. Bi de bayram çikolatası belki. Belli olmaz o.
İzlenecek dizilerin başında Battlestar Galactica var. 10 günde 2. sezonunu yarıladığım bir dizi kendisi. Diziyi izleyenler için…

Spock

Image
Bence olmuş bu.
Alakalı olarak, çok dizi izleyen bir insan olduğum için,
The Lizard-Spock Expansion. Bu da bu haftanın, belki de bu ayın tavsiyesi olsun.

Sahilden Bostancı

18:42

Her gün ya da en kötü ihtimalle iki günde bir yazı yazabilen, bloglarını güncelleyen insanları takdir ediyorum. Bana bu boş günlerimde zaman geçirmem için malzeme sağlıyorlar. Buradan onlara teşekkür ediyorum. Bazen ben de sizler gibi olmak istiyorum, ama sonra çok üşeniyorum. Bir de aklıma bir sürü şey geliyo mesela, ama bilgisayar başında otururken unutuyorum onları. Aklıma geldiği anda yazmam lazım galiba. Gerçi bu aklıma gelen her şey için aynı. Mesela birine bi şey söylemem gerekiyor, ya da gerekmiyo, sadece bir şey söylemek istiyorum, tam söyleceğim anda unutuyorum. Sonra düşünüyorum, hatırlamak için. Aklıma birkaç bir şey geliyor, ama asıl söylemek istediğim şey gelmiyor. Bilmiyorum, vitamin takviyesine ihtiyacım var ya da bol miktarda balık yemem gerekiyor ki kafam çalışsın. Gerçi dün gece 'Sahilden Bostancı' dolmuşunda yanımda oturan bağyan gibi en alakasız zamanlarda not tutabilirim. Gereğinden fazla nemli ve sıkışık bir dolmuş arka dörtlüsünde bağyan hiç üşenme…

Ozdemir

10:08

En son yazdığımdan beri bi sürü yere gittim, bi sürü şey yaptım, bi sürü insan gördüm. (Adil İzci hocam buralarda olsaydı 'bir sürü denmez' derdi, ama ben dedim) Cuma Taksim, cumartesi Dragos'ta Özdemir Erdoğan'la bir gece (ve evet hala yaşıyor o adam, bence bi 10 sene falan daha program yapar) ve pazar günü de beklenen Homecoming. Keyifli bir haftasonuydu benim açımdan. Sanırım beni haftasonunda gören bir çok insan için de aynı şekildeydi.

Geçen hafta, haftasonunun en can alıcı noktasının Homecoming olduğunu söylemiştim. Hatta demiştim ki 'Robert sen mi büyüksün...' diye bağıracağım. Bağırmadığımı düşünenler varsa çok fena yanılıyorlar. Bağırdım. Etrafta pek kimse kalmamıştı ve Gould Hall'un oralarda da değildim ama olsun. Feyyaz Berker şahidim. İçimde kalmadı, bağırdım, rahatladım.
Bunun dışında bizim seneden şaşırtıcı bir katılım vardı. Tabi bu şaşırtıcı geçen senelere kıyasla şaşırtıcı. Yoksa 30-40 kişi falandık herhalde. Aslında o kadar var mıydık e…

Come home

Image
23:15

Bu seneki okul yükünün en ağır olduğu günleri yaşıyorum bu hafta. Aldığım 4 ders için de bir şeyler yapmam lazımdı. Yarın akşam 17:00'de ödevimi teslim ettikten sonra işim bitecek, bu hafta için. Aslında geçen senelere göre buna yük bile denmez. Bu yaptıklarım geçen senelerde, yapmam gereken onca şey arasında olsalardı eğer, yapmamak üzere üzerlerini karalayacağım cinsten şeylerdi. Ama hayat işte, bana neler yaptırıyor...

Bu dolu ve biraz da yorucu geçen haftanın ardından güzel bir haftasonunun beni beklediğini bilmek çok rahatlatıcı bir his. Cuma ve cumartesi ve pazar günümün hepsi planlanmış durumda şu an. Beni bunlar arasında en fazla heyecanlandıran sanırım pazar günü. Gerçi 'heyecan' burada doğru bir seçim olmadı sanki... Ama ben şu an daha iyisini bulamadığım için heyecan demeye devam edebilirim. Hem orta 2 ve orta 3 yıllarımı bilen, hem de şu an içinde bulunduğum durumdan haberdar olan arkadaşlarım, çoğunlukla Robert Kolejli olanlar bunlar, bu pazar günü Homecom…

Zachary

18:29

3-5 sene geriden takip etmemi göz ardı edersek, Jack Bauer bugün Amerika'yı ve aslında dolayısıyla dünyayı yine yeniden kurtardı. "Millions of lives are at stake" durumu her zamanki gibi mevcuttu ve kendisi 24 saatte Meksika - LA arasında dolaşarak her şeyi çözdü. Buradan Bauer takipçileri 3. sezonu yeni bitirdiğimin farkında varmışlardır ve büyük ihtimalle de yüzlerinde bi tebessüm oluşmuştur.
Her neyse.. Ben Jack'i pek sevmiyorum. Jack gibi manyak bir aile dostumuz ya da akrabamız olsun istemezdim. Her ne kadar "Jack Amca, meraba. Benim biraz yardıma ihtiyacım var, beni rahatsız eden birkaç kişi var... Sen ilgilenir misin?" demek çok çekici de olsa buna uzun süre dayanamazdım sanırım.
Ama ben Obama olsaydım mesela, sırf birazcık eğlenmek için, Kiefer Sutherland'ı yani Jack'ın gerçek hayattaki halini, arardım. Biraz laflardım, "I need a chopper, right now!" falan diye bağırıp yüzüne kapatırdım. Koskoca Amerikan başkanı olmuşum, bu kada…

O ba ma

00:07

Saatler Bond'u gösterirken, uyku öncesi ufak bir şey söylemem lazım sanki.
Sevgili Jack, (burada yazar Jack Bauer'e sesleniyor. Kendisi Jack'le haftanın 3-5 günü 3-5 saat takıldığı için ona Jack diyebilecek kadar samimi) Amerika'nın sana ihtiyacı olabilir. Gerçekten göreve gelmen lazım.

Ama önce biraz dinlen.
İyi geceler.

00:09

Kasim

09:43

Günaydın sevgili okur,

Yepyeni bir hafta ve yepyeni bir aya girdiğimiz için bir şeyler yazmamın iyi olacağını düşündüm. Her hafta ya da her aya özel yazı dizilerim yok aslında ama belki bundan sonra olur.

Bugün de uyandım erkenden... Çünkü apartmanımızın dışına bir şeyler yapılıyor. Apartmanın ön cephesinde iskeleler var. Ve bu sabah itibariyle bu çalışmalar bizim kata geldi. Sabah kapalı panjuruma çarpan demir sesleri ve buna benzer gürültülerle uyandım. Bir an için korktum sanırım. Zaten uzunca bir zamandır panjurlarım kapalı durduğundan sürekli gece yaşıyorum odamda. İskelelerin kurulabilmesi için panjurların kapalı olması gerekiyor haliyle. Zaten panjurlar açıkken iskele kurulabilseydi bile o şekilde olmasını istemezdim. Herhangi bir sabah camımdaki adamlarla göz göze gelme olasılığım olurdu, böyle bir adrenalin istemiyorum hayatımda.
Her neyse, apartmanının dışında işler ilerliyor. Bu sevindirici bir haber. Yakın zamanda biter herhalde.

Dün gece güzel bir pazar akşamını sinemada…

Bos

09:34

Günaydın gençler,

İnsanın işi gücü olmayınca bazen gereksiz bir şekilde erken kalkıyor. Mesela ben bugün 8:30'da kalktım. Niye diye sorun bi, niye kalktın bu kadar erken, işin mi vardı? Hayır. Hiç bir işim yok, en azından akşama kadar. E peki niye erken kalktın? B. Bey burada olsaydı "sen tamam değilsin, ondan oluyo bunlar" derdi. Haklı bence. Pek tamam sayılmam, arada bir en azından.
Gözlerim acıyor biraz, ama geçer herhalde.

Yasakların ardından blogspot'un orijinal sayfasından yazmak pek keyifli geldi. blogspot'un sayfasından okuyorsanız sanırım size de keyifli gelecek. Son yazımda ortaya attığım spekülasyonlardan sonra Digitürk'un ortaya çıkıp bütün suçu üzerine alması bana pek inandırıcı gelmedi. Bence bu işte başka birilerinin parmağı, bir bit yeniği var. Tabi bütün bu yasaklama benim yüzümden oldu diyerek kendimi günah keçisi ilan etmek istemem. Ama var bir yanlışlık bu işte.

Her neyse. Bomboş bir haftanın sonuna geldik sayılır. Evet biliyorum, herkes …

Yasağa ek not

19:08

Sanırım benim blogumu apartman yöneticimiz kapattırdı. Hatırlarsanız, bundan 1-2 hafta önce kendisi hakkında ileri geri konuşmuştum kaloriferleri açması için. Kendisi "Kaloriferleri açacağım ama bu burada bitmeyecek..." demiş olabilir kendi kendine. Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi'ne beni şikayet eden o olabilir.
Buradan, herkesin huzurunda, kendisinden özür diliyorum. İşin buralara geleceğini tahmin etmezdim.

Ha yok eğer yönetici beyin bu durumla bir alakası yoksa diğer bir ihtimal de İTÜ'nün kayıt sistemi ya da otomasyonu "hakkımızda ağza alınmayacak laflar ediyor, hakaretin bini bir para" şeklinde bir dilekçeyle aleyhimde dava açmış olabilir. Kendilerinden konu hakkında özür dilemiyorum, en azından şu anlık.

Ben buralarda olabildiğime göre problem yok.
Google Reader şahane bir buluş, o varken sizler için de problem yok.

19:12

Yasak.

16:35

Merak edenler olduysa ben buralardayım. Sitemin yasaklanması benim yasadışı işlere karıştığımı göstermiyor, telaşa gerek yok.
Bunu saymıyalım, bir daha görüşelim yakın zamanda.

16:36

Choke

11:22

Herkese iyi günler. Sanırım büyük bir çoğunlukta haftasonunun başlamasına saatler kalmasının verdiği inanılmaz bir huzur ve rahatlık duygusu var. Ne güzel! Güzel bir haftasonu geçirin, evinizde oturmayın.
Bugün aklımda 3-5 bi şey var, onlardan bahsetmem lazım. Unutuyorum yoksa. Ama öncelikle kaloriferlerimizin arada bir az da olsa yandığını söylemem lazım. Sayın yönetici, çok teşekkürler. Sanırım sizler de burayı takip ediyorsunuz. Keza Pazartesi günü kaloriferler yanmaya başladı. Sayenizde t-shirtle oturabiliyorum odamda. Teşekkürler.

Bir de yaklaşık 2 hafta önce başlattığım "basakiper'i tanıyor muyuz?" anketi var tabi. Kendisi kapanmış olmasına rağmen hala sağ tarafta duruyor. Ben hemen sonuçları gözden geçirmek istiyorum. Oy veren 18 kişinin 11'i beni tanıyor, 5'i tanımıyor ve 2'si de sayılır diyor. Fena değil. Burayı okuyan bu durumda yaklaşık olarak 20-25 kişi olduğunu varsayıyorum. Eh... Fena değil. Beni tanımayan bu 5 kişiye de merhaba. Dünya küçük…

Pembe, gönlüm sende!

23:55

Yepyeni bir imajla yazı geride bıraktım, sonbahara merhaba dedim. Bu sefer farkettiyseniz, pembe ağırlıklı. Pembe, gönlüm sende. Yazarın cinsiyeti ön plana çıksın istedim biraz. Gerçi fotoğraftan belli oluyor diye düşünüyorum ama emin de olamam tabi.

Bir haftanın daha sonuna geldiğimiz şu saniyelerde, evim çok soğuk. Sayın yönetici, kaloriferleri yakmanın sizce de vakti gelmedi mi? Sizce gelmiş olsa yakardınız aslında, farkındayım. Ama belki biraz baskıya ihtiyacınız vardır. Ya da "bu adam da ne kadar çabuk üşüyomuş, erkek adam üşümez, ben öyle şey dedirtmem kendime!" gibi bir tribiniz var. Bilemem. Ben biraz ısınmak istiyorum sadece. Dışarısı evin içinden daha sıcak olduğu için evde pek vakit geçirmek istemiyorum. Evde geçirdiğim süreyi de, mümkünse, sıcak duşun altında geçirmek istiyorum. Bu kalorifer meselesi yüzünden evimde bulamadığım sıcaklığı başka evlerde aramaya başladım. (Yalan söylemiyim, çok aramadım. Bildiğim sıcak bir ev vardı.) Battaniye altında oturmak as…

Günlerden Cumartesi

11:36

Çok başım ağrıyor. Her insanın zulasında böyle durumlar için Alka Seltzer olmalı. Ancak bizde olmadığı için her efervesan tablet aynı etkiyi yaratır belki diye kendimi kandırabilirim diye düşünerek onun yerine C vitamını aldım. İkisi de efervesan, belki işin sırrı bundadır dedim kendi kendime.
Üzerinden bir saat geçti. Sonuç olarak işe yaramadı. İşin sırrı efervesanlıkta değilmiş. Halbuki ben efervesan tablet çok severim. (Şu noktada, Kimya 2 derslerinde Mr. Mallinder'ın 'effervescent' deyişi geldi aklıma, benim nefes deneylerim ve dersin olur olmaz anlarında 'Sir, Sir, Sir...' diye kendisini rahatsız etme çalışmalarım arasında. Güzel günlerdi.)

Efervesan tabletler, üzerine su eklenince çorba olan tozlar ve bunların benzerleri bence çok enteresan ürünler. (B. Beyler burada olsalardı eğer "nanotechnology" diye espri yaparlardı bana..) Çorba olmasını bir derece anlıyorum aslında ama o tozların içindekiler bi anda büyüyor ve gerçek sebze tanelerine falan …

Ferrero Rocher

Image
13:38

Bayramda görüşürüz deyip çok güzel feyk atmışım size, onu farkettim şimdi. Özür diliyorum hepinizden. Ama bayram beklediğimden iyi geçti. İlk iki günü aşırı dozda çikolata yüzünden karın ağrısıyla geçirmiş olmama rağmen sıkıldığım söylenemez. Hakikaten izleyecek çok fazla şey varmış elimde. İzle izle bitmediler. Ufak tefek aile ziyaretleri de araları kapatınca süper oldu her şey.
Bir insanın 1 yıllık çikolata ihtiyacını 2 günde karşılayacak kadar çok çikolata yedim yalnız, o ilerde umarım bana kötü bir şekilde geri dönmez.

Büyük çoğunluğun bu uzun bayram tatilinin son gününü yaşadığı pazar günü, benim için tatil devam ediyor. Keza İstanbul'daki ilköğretim öğrenci ve öğretmenleri için de durum böyle. Zira yarın 6 Ekim, İstanbul'un kurtuluşunun yıldönümü. Bana pek ne günü olduğu farketmiyor, benim böyle özel günlere ihtiyacım yok pazartesi günleri. Ben hep tatilim. Hiç gerilmiyorum o yüzden, aman tatil bitti şöyle oldu böyle oldu diye... Bu uzun tatil biterse, Çarşamba akşamü…

12 Gün Bayram

Image
10:54

Pazar sabahları burada olmak hoşuma gidiyor. Kendimde, kendisini pek sevmesem de, bir Ayşe Arman havası seziyorum.
Aslında daha önceden de dediğim gibi, benim artık pek gün kavramım kalmadı. Hele de 12 günlük bayram tatilinde... Çarşamba günü "Çocuklar, yoklama almıyorum. Konuşacaksanız durmanıza gerek yok." şeklindeki tatlı dilli uyarı dolayısıyla erkenden 14:30 sularında çıktığım dersten beri tatildeyim. Bu süre içerisinde, İstanbul'da kalacağım ve İstanbul'da kapı kapı dolaşacak aile bireylerim olmadığı göz önüne alınırsa aslında çok boş günler beni bekliyor. Çoğunluğun ya memlekette ya da bayram ziyaretinde olduğu zamanlarda ben de kendimi başka işlere adamayı planlıyorum. Bunların arasında her kış başladığım ama bitirmediğim örgü atkılar var mesela. Ya da kendimi spora verebilirim. Veya izlenilecek bütün dizi ve filmleri, internet bağlantım izin verdiği ölçüde, tüketebilirim.
Böyle anlatınca çok keyifli oldu di mi?
Ama olacağını sanmıyorum.



Her neyse. Dün Vin D…

Anket

11:32

Burada hep bir yenilik var. Onlardan biri daha karşınızda!
Google Reader falan kullanıyorsanız, "aaa nerede bu?" diyebilirsiniz. O yüzden şu an hemen siteye girin.
Girdiğinizi farzederek devam ediyorum talimatlara. Sağ tarafta bir anket var. Cevap verin.
Evet, hayır ve sayılır. Çok kolay.
Sayılır derseniz, ortak bir arkadaşımız olduğu varsayımında bulunacağım. Ona göre cevapları düşünerek verin.

İlerleyen günlerde görüşmek üzere, şimdiden hayırlı bayramlar.

11:36

Kucuk

16:17

Bu Dünya bazen çok küçük, bazense gereğinden fazla büyük. Bazen en ayrı, en alakasız insanları bir araya getiriyor, bazense araya denizler/kıtalar falan sokuşturuyor.
Anlamak çok zor.

cold war kids - we used to vacation

16:18

CERN ve UFO

18:20

Herkes rahat bir nefes alabilir. Zira dünya henüz kara delikler tarafından yutulmayacak. Zaten yutulsaydı çok kızardım. Bunlar nereden çıktı derseniz, şöyle ki:

----
CERN’deki deney durduruldu Avrupa Nükleer Araştırma Merkezinde (CERN) çalıştırılan parçacık hızlandırıcısı, elektrik arızası yüzünden bugün durduruldu. CENEVRE - CERN sözcüsü, yerin 100 metre altındaki 27 km’lik dairevi tünelin soğutma sisteminin elektrik arızasından etkilendiğini belirtti.

Sözcü, AFP muhabirine “Bu çok karmaşık bir aygıt; deneme sürecindeyiz, böyle arızalar normal” dedi ve arızanın gün içinde giderilebileceğini ve sistemin tekrar çalıştırılacağını söyledi.

Bir hafta önce çalıştırılan “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” adlı dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısında, proton huzmeleri ışık hızına yaklaştırılarak çarpıştırılacak ve çarpışma sonucu mikrosaniyeler içinde ortaya çıkıp kaybolacak parçacıklar incelenerek madde ve kainatın sırrı aydınlatılmaya çalışılacak.

http://www.ntvmsnbc.com/news/459751.asp

----

Ge…

Secim

22:45

Gitmek, gitmeyi seçmek, gitmemek, gidememek, kalmak, kalabilmek... Çok enteresan seçimler bunlar. Hayat zaten çok tuhaf, vapurlar falan. Ama seçim yapmak zorunda kalınca daha da tuhaflaşıyor galiba.
Bugün bir film seyrettim, Wristcutters: A Love Story.
Film çok depresif bir konuyu biraz masalsı bir dille anlatıyor. Tavsiye ederim. Sanırım oradan aklıma takıldı bu gidip/gitmeme, kalıp/kalmama durumu. Gerçi filmde çok başka bir "gitmek" var ama olsun. Yine de bir seçim. Kalmak ve gitmek, en basit anlamıyla.
Bence kalmak varken gitmeyi seçmek çok zor. Hatta kaba, bencilce bi hareket. Ama arkada bırakılanlara rağmen gidebilmek cesurca. Gerçi döndüğümde nasılsa burada olurlar diye bir güven olmasa gidebilmek kimsenin becerebileceği bir şey değil. Babana bile güvenme derler adama.

Kafam dağıldı benim.
Pazar sabahları genel olarak takındığım magazinsel havadan pek uzağım, farkındayım. Pazar akşamları böyle oluyor demek ki.

Her neyse.
Yarın okulun ilk günü. Dersim yok, ama ders progr…

sis.itu.edu.tr

09:52

5. (yazıyla beşinci) seneme başlayacağım ve bu sebeple bana normal harcımın neredeyse 2 katı para ödeten İTÜ, ders seçimlerindeki en kötü sezonumu yaşatıyor bana. Bu 5 sene içerisinde kendisini "yakın" dediğim bir kısım arkadaştan bile fazla görmüşlüğüm olmasına rağmen bu yaptığını malesef hazmetmek istemiyorum.

Bundan önceki yazılarda bahsettiğim üzere, bu dönem, topu topu 4 tane dersim var. Ve bu dersler 2 güne sığabilir. Hatta sığdırmak çok da zor değil. Ancak kayıt karmaşasında ders alamadığım için bu dersler bir türlü düzgün bir şekilde 2 güne sığamadılar. Önce kontenjan artmayacak deyip beni takipten düşürdüler, sonra kontenjan artırdılar. Sonra okula gittiğimde, "bugün git, 10 gün sonra gel" diyerek psikolojik olarak yıprattılar. Hayır, bu kadarına ne gerek var onu anlamıyorum. Alt tarafı ders almaya çalışıyorum ki okulum bitsin, vatana millete yararlı bir mühendis olarak çalışma hayatıma başlayayım.

Ben de bütün bu olanlara inat, boş bulduğum bütün dersl…

İsyan

Image
11:29

Günaydınlar herkese. Arayı kısa tutup biraz gözünüze girmeye çalışıyorum galiba. Bir de tabi okurlardan gelen "daha düzgün şeyler yazsana!" tarzında açıklamalar var. İsyan çıktı çıkacak. Haklısınız tabi.

Ancak şöyle bir durum var. Eski yazılara bakınca, ki bunu söylemiştim sanırım daha önce, ben mutlu olunca bunu anlatmayı o kadar çok beceremiyorum. Aslında becerememek değil de, üzgün/mutsuz/sıkkınken daha çok yazıyorum. Öyle zamanlarda aklım daha karışık oluyor, daha çok düşünüyorum ve çoğunlukla da pek keyifli şeyler düşünmüyorum. Düşündükçe de bazı noktalara takılıp buraya yazıyordum galiba. (Bak o kadar uzun zaman oldu ki hatırlayamıyorum bile demeye çalışıyorum burada)
Aslında, mutluluk paylaştıkça çoğalır diyip mutluluğumu da uzun uzadıya yazmam lazım. Ama korkarım öyle şeylerden. İnsanlar mutsuzluğu kıskanmaz ama çok çok çok mutluluğu çekemez. Ben şimdi kimseye "beni çekemiyosunuz" demiyorum, yanlış anlaşılmasın tabi. Ama korkarım nazar değecek falan diye…

Eylülün ilki

14:25

O kadar yaz sıcakları, aman bunlar nasıl geçecek falan diyordum ki bi baktım eylül gelmiş. Havalar artık tam sevdiğim gibi. Pantolon giyince, çok yürüyüp koşturmazsam, terlemiyorum. Evet, etek giymeyi seviyorum. Ama 4 aydır da etek giyiyordum. Her şeyin bir sınırı var, o sınırı aşınca canım sıkılıyor doğal olarak. Bu aralar akşamları üzerime bir şeyler bile alasım geliyor. O kadar güzel hava, gerçi sizler de farkındasınızdır. Ama tabi dünyanın değişik yerlerinden okuyucularım olduğunu varsayarak bu açıklamaları yapıyorum. Benim bulunduğum yerde hava bu şekilde. Siz de isterseniz kendi havanızdan bahsedebilirsiniz.

Bu hafta son gerçek tatil haftamdı sanırım. Zira pazartesi günü ders kayıtları var. "E ama sadece ders kaydı, daha okul başlamamış ki?!" dediğinizi duydum. Bunu diyen sizler büyük ihtimalle İTÜlü değilsiniz. Olsun, o da güzel. Bu kadar senedir İTÜ'ye kayıt oluyorum, hiçbir zaman tek günde kayıt işimi halledemedim. "Ama lütfen şu kontenjanı artırsanız..…

bb.

17:21

Haftasonu öncesinde sizleri biraz güncellemek istedim. Bence iyi bir düşünce, yani kendimden başkasını düşünmek. Evet.

Her neyse. İçinde bulunduğumuz, yılın 35. haftasının haftasonu süreci başladı bence. Gerçi çalışanları hala zorlu bir yarım saat bekliyor olabilir. Ya da haftasonu çalışanlar olabilir. Ama bu haftasonunun basakiper için başlayamayacağı anlamına gelmez. Aslında, ben uzun haftalardır, bütün günlerimi haftasonu kıvamında yaşıyorum. Olaya bu açıdan bakarsak çok da enteresan bir durum değil haftasonu benim için. Önümüzdeki aylarda da sanırım bu iş böyle devam edecek. Ama haftasonunun bana çok da bir şey ifade etmemesi siz okurlar için de aynı şekilde olduğu anlamına gelmez.
Bazen, bazı şeyleri fazla uzatıyorum. Farkındayım. Ama ben kendimi böyle kabul ettim. Lütfen, siz de böyle yapın. Her şey daha güzel oluyor.

Biraz önce The Italian Job adlı güzide filmi seyrettim. Pek keyifliydi. The Brazilian Job adında bir devam filmi geliyormuş. Devamı gelmeden, hazır aklımdayken s…

Çay

10:30

Tekrardan günaydın. Pazar kahvaltısıyla beraber yine ben geldim. Tabi siz kahvaltı ettiniz mi, eder misiniz, böyle bir alışkanlığınız var mı bilemem. Kendi adıma konuşuyorum.
Ben kalktım, çay demledim. Onu beklerken maillarıma baktım, gazete okudum. Bu arada çay demlemek en sevdiğim şeylerden biri galiba. Sabah erken kalkmayı pek sevmiyorum, hele de herkes uyurken. Ama "neyse, yine çayı ben demledim" diye seviniyorum. Halbuki kim daha fazla çay demleyecek diye bir yarışma yok Kiper malikanesinde. Gerçi olsa Anne Kiper'den sonra 2. sırada olurum. Anne Kiper'e yetişme şansım yok zaten. Kendisine uzun yıllar avans verdim.
Her neyse efendim. Ben bunları düşünürken çay demlendi. Ben de kahvaltı ettim Hürriyet Pazar eşliğinde.
Pek keyifliydi.

Şimdi de bilgisayarımın başına geldim. Hala herkes uyuyor. Çok canım sıkılıyor böyle olunca. Hava çok sıcak olduğu için, evdeki en stratejik hava akımı sağlayıcısı konumunda olan odamın kapısını da kapatamıyorum. Sessiz olmak mı terl…

ITB

11:04

Şu blogdaki eski hava kalmadı. Demek istediğim şöyle bir şey, eskiden sadece "bakalım basakiper bu hafta ne yapmış?" sorusuna cevap aranmazdı. Artık öyle oluyor sanki. Her neyse, ben bu konuda şikayetçi olduğunuzu duymadım. Bu bakımdan istediğim gibi devam edebilirim.

Pazartesi günü gelecek dönemin ders programları açıklandı okul sayfamızda. Gelecek dönem, yani başlamasına yaklaşık 4 hafta kalan güz döneminde 4 ders alacağım. Anlayanlar için bir zorunlu ders, 1 MT seçmelisi ve 2 tane ITB seçmelisi. Yani, normal olarak bu dersler 2 güne sığar. Ancak istediğim 2 güne sığmaları için ideal bir dünyada yaşamalıyız. Zorunlu dersim salı günü olduğu için salı günüm dolu. Tamam, kabul. Salı gününe geri kalan derslerden birini alırım. Süper.
Ben, en temiz duygularımla diğer derslerimin cuma günü olmasını istiyorum. Aslında almak istediğim dersler vardı ama onlar cuma günü değilmiş. Olsun, o da kabul. Ama insan cuma akşamüstü Maslak'a bir tane mi ITB koymaz? Her neyse. İTÜ'd…

Candle

01:38

Günaydın sevgili okur. Henüz gün aydınlanmadı, biliyorum. Kafam güzel değil, içki içmedim. Zira antibiyotik kullanıyorum. Daha doğrusu sonuncusunu bugün aldım, bitti. Ancak karaciğerimi şu genç yaşta üzmek istemiyorum. Yazık çocukcağıza...
Her neyse, sen bunu okuduğunda gün aydınlanmış olacak. Onu düşünerek sana günaydın dedim.
Ve bu günaydın lafı fazla uzadı.
Bu kadar uzamamış olduğunu farzediyorum.

Aklıma bir şey geldi sadece bugün. Tam kandil simidi alırken geldi hatta. Konuyla alakasını 3-5 saniye sonra anlayacaksınız.
Kandilleri simidi yüzünden, ramazanı da pidesi yüzünden sevmek kötü bir şey mi? Bilemedim. Hamur işi seviyorum sanırım. Parçadan çıkardığım anafikir buydu benim. İleride pastanemde hem kandil simidi hem de pide olacak. Bunları da listeye ekledim. Beklerim.

Aklımda 3-5 bir şey daha var sanırım ama yazmaya mecalim yok. Unutmazsam yazarım. Unutursam da panik yapmayın.
Bu gece iyi dileklerim sizinle. Burayı okuyan herkes benim kadar mutlu olsun, sevsin sevilsin.

feist - ga…

Mamma Mia

11:07

Günaydın sevgili okur. Uzun bir aradan sonra pazar sabahını tutturmayı başardım yeniden. Pek sevinçliyim konu hakkında.

Sizleri durumum hakkında güncellemediğim ağustosun ilk haftasında hayatımda neler oldu diye düşünüyorsunuz siz kesin. Bundan önceki hafta bu kadar yazı yazdı bu kız, sonra bir anda kesildi falan diye düşünüyorsunuz. Haklısınız. Geçtiğimiz hafta pek evde değildim. Eve ara sıra uğramak dışında pek vakit geçirmedim. Pek güzel oldu. Bırakın burayı, internetin diğer ortamlarında da çok fazla vakit geçirmedim. Bu da pek güzel oldu. Tek yaptığım kariyer.net'te ilanlara bakmak, başvurabileceğim bir şeyler bulmaya çalışmaktı. Ancak malesef, bulamadım. Kısmet dedim sonra da. Demek ki her şeyin bir zamanı var.

Önümüzdeki haftaları da olabildiğince dışarıda, olabildiğince eğlenere geçirmek planım var. Zira tatildeyim. Tatil böyle şeyler için var. Gerçi şu part-time işim olmazsa önümüzde sene de yarı-tatilde sayılacağım. O da fena değil bir bakıma. Tatil her zaman güzeldir…

Temmuz sonu

22:58

Temmuz ayının bitmesine yaklaşık 1 saat kala son bir şeyler yazayım dedim. Bu temmuz yazı sayısı açısından rekora koştuğumu farkettiğim için de açık ara bir rekor olsun bari dedim. Hem de bu hafta çok yazarım demiştim. Sözümü tuttum tutmasına ama çok derken hakikaten çok olsun istedim.
Umarım bana bu hafta iyice doydunuz. Gerçi dişçi anılarımla falan biraz midenizi kaldırdım. Ama olsun. Sadece iyi günde burayı okumak olmaz. İyi günde, kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta. Hayat müşterek. Ve sizler de bu müşterekliğin içindesiniz.

Her neyse. Gelecek hafta bu kadar çok yazmayacağım. Biliyorum, bir anda çok yazmama alıştınız ve çok da hoşunuza gitti. Ama az yazmama zaten alışkındınız. Eski düzene geri döneceğim.

Her zaman olduğu gibi hep beraber en son yazıdan beri neler yaptığıma bir göz atalım. En son dişlerimi çektirmiştim ve sonrasında hiçbir şey yapmadım. Hayatıma "ılık" bir şekilde devam ediyorum. Zira sıcak ve soğuk şeyler yiyip içmem yasak. Benzer şekilde gazlı içecekle…

Diş

09:24

Günaydın efendim.
Bir önceki yazılara göre 2 diş daha hafifim. Evet, dişlerimi çektirdim. Dudaklarımın uyuşukluğu 4 saatte geçmedi. 4 saat sonunda da uyumaya karar verdim. Biraz endişeli oldu uyumaya çalışma süreci. Zira çekilen dişlerimden birine dikiş atıldı. Alttaki dikişli diş kanadıkça üstteki dikişsiz diş de ona uydu. Bu şekilde uyurken boğulur muyum diye düşündüm. Ancak Apranax sağolsun bi süre sonra uykuya daldım. Gerçi arada 3-4 kere uyandım. İlk uyanışımda dudağımdaki uyuşukluğun geçmiş olmasına sevindim. İkinci uyanışımda ağzımda pek kan olmadığı için sevindim. Üçüncüsünde ise su içerken pek zorlanmadığıma sevindim.
Son olarak dördüncüsünde üşüdüm ve buna sevinmedim.
Beşinci uyanışım da son oldu. Kalktım kahvaltı ettim.
Umarım arkadaşlarınının sonunu gören dördüncü ve son 20 yaş dişim çıkmaz.

İşte böyle. Dişlerim çekildi, hala yaşıyorum. Haber vereyim dedim.
Bir de dişlerimi çeken doktor, "ne kadar büyük dişlerin var senin..." dedi. Anlam veremedim. Büyük dişli olm…

Öperim

Image
Bir önceki yazıda bahsi geçen gece, tam ayrılma anım.
Bu yazı sonlarındaki öperim aslında böyle bir şey işte.

Monica

18:52

Bu hafta normalden biraz daha sık bir şekilde yazacağımın tüyosunu bir önceki yazıda vermiştim. Sizleri bu konuda kırmıyorum ve yazıyorum gördüğünüz üzere.

Dün akşam, bence bir daha aynı şekilde aynı masayı paylaşamayacak bir grup arkadaşımlaydım. Kendileriyle Asmalımescit'teydik. İçkiler içildi, muhabbet edildi, biraz dedikodu yapıldı, bol bol fotoğraf çekildi. Tamam, fotoğraflar elime geçince bir tanesini koyarım buraya. Bunların dışında da çok eğlenildi. Aslında herkesin adına konuşmayayım. Ben çok eğlendim. Gruptan erken ve her zamanki gibi en keyifli anlardan birinde ayrılmam gerekmiş olsa bile çok eğlendim. Buradan kendilerine teşekkür ediyorum. Rakının mucizelerinden biri de bu olsa gerek. Dediğim gibi, dün geceki ekip, bir daha o şekilde bir araya gelmez. Hep bir eksik olur. O eksiğin yerine de bir başkası olur. Belki de daha keyifli olur o kombinasyonla. Bilemedim şimdi.
Her neyse, uzun lafın kısası, dün gece pek keyifliydi.

Onun dışında bugün evdeydim. Bunu mayışık olm…

Sanmıyorum.

Image
Beni bu yüzden aramıyor olabilirler mi? Halbuki çok sofistike bir havam var.

Evrim

00:23

Yazmak için Ericsson'dan cevap bekliyordum. Ancak Ericsson Türkiye'de alışık olduğum İsveç dakikliğini bulamadım. Bildiğiniz üzere bana "1-2 gün içerisinde haber veririz" denmişti. Ama 1-2 gün içerisinde bir haber alamadım. Bunun üzerine kendilerini aradım pazartesi günü. Bu hareketle hem kendi merakımı gidermiş olacaktım, hem istekli görünecektim, hem de "ee hayırdır, 1-2 gün geçti?" diyebilecektim. Evet, pazartesi günü saat 3 sularında kendilerini aradım ve sürecin biraz uzadığını söylediler. 1-2 gün oldu 1-2 hafta. Kendilerine "ayıp oluyor ama" tadında bazı laflar ettim. Sonra bu haftanın sonuna kadar bana haber vermeye çalışacaklarını söylediler.
Yalan.
Ama ben inanmış gibi davrandım. Yarın haber alamayacağımdan %99 eminim. %1'lik bölümü İsveç'te geçirdiğim 1 seneyi göz önünde bulundurarak kendilerine bırakıyorum. Ama %99 ihtimalle haftaya pazartesi saat 3 sularında kendilerini tekrar arayacağım.

Her neyse.
Dün dişçiye gittim. Evrimde…

Ericsson

14:07

Yağmurlu havada evde oturmak çok güzel bir şeymiş. Hem de bu sıcaklardan sonra ilaç gibi geldi. Sanırım bir tek ben değil herkes de böyle düşünüyordur, değil mi? Yağmur herkese hayırlı olsun. Bu kurulukla nereye kadar giderdi zaten bilemiyorum. Kiraz yiyemedim bu sene bu yüzden.
Her neyse. (Burada çevre sorunlarından bahsedip çevre bilincimin olduğunu da göstermiş oldum)

Son yazıdan bugüne neler olmuş gözden geçirelim, rutin olarak: (Previously on basakiper)
Pazartesi günü Ericsson'a başvurdum. Kendileri bana o gün geri döndüler ve "yarın saat 3'te bizim burada" diyerek randevu verdiler. "Tamam" dedim. Salı günü Maslak USO Center'a gittim, görüşmemi yaptım. Henüz bir cevap yok tabi haliyle. "1-2 gün içerisinde haber veriririz" dediler. Ona da "tamam" dedim. Eğer olursa bu iş, haftanın 3 günü çok değişik bir şey yapıp Maslak'a gidip gelicem. Ericsson Beyler 7:30-17:00 arası çalışıyolarmış bu arada. Aranızda başvurmak isteyen var…

(1+6)a+2g

21:23

(Let me start off like this since there is this new trend of writing the blog in English. As one of the oldest bloggers, I feel like I have to point out my thoughts on the subject. I don't find it necessary to write my blog in English. It's true that if I write my blog in English that more people will read me. Since I am already quite popular here I don't really need more readers. (I can be cocky in English with no problem, it's nothing special) Also there is this quality/quantity thingy. Quantity is not as important as quality. I'm not saying that if I start to write in English the quality of my readers will drop dramatically but still I'd like to think of my readers as this super elite group of people who can already understand my blog. Enough said. This blog will be like this until I feel like making a change. And considering the fact that I'm head over heels at the moment, I don't see a change coming in the near future. Apologies to all of you…

Dertlere derman

00:43

Bu sefer pazar keyfi yerine, pazartesi sendromuna derman olma niyetindeyim. Zira bu saatte yazdığım bir yazıyı bu saatte okuyan insan sayısı az olacak. Okuyucu kitlemin pazar günleri, pazartesi sabahı erken kalkmak üzere erken yattığını düşünüyorum. Haftaya benle güzel bir şekilde başlayınca haftanın geri kalanı hayal edemeyeceğiniz kadar güzel geçebilir. Aklınızda olsun. Beni okuyanlara kalbimin derinliklerinden iyi enerji yolluyorum, siz de bu talihlilerden olabilirsiniz.

Temmuzun ilk haftası basakiper'in hayatında neler olduğunu, her hafta olduğu gibi, bir gözden geçirelim isterdim ancak çok enteresan bir şeyler olmadı. En enteresan olay sinemaya gitmemdi. Bunun enteresan olmasının tek sebebi de uzun zamandır gidememiş olmam. Hangi filme gittiğimi sorarsanız da tabi ki tahmin ettiğiniz üzere Wanted. Bence Angelina Jolie'nin gerçekten güzel olduğu tek film. Bu cümleden anlaşıldı mı bilmiyorum ama kendisini pek sevmem. Hatta herkesin "Angelina!" diye yanıp tutuş…

PJ

Image
basakiper is here in spirit!

Böyle

00:45

Hayat böyle güzel. Nasıl diye soruyorsanız, böyle, tam şu andaki gibi.

Bugün çok sevdiğim bi arkadaşımdan alıntı yapmak istiyorum. Zira kendisi şahane bir insan ve buralarda bir şekilde, adı geçmese bile, anılsın istiyorum. Gerçi lafının bir kısmını keseceğim, write-up misali. Bugün muhabbeti de geçti, aklıma geldi. Kulakları çınlasın.

"Honeybunch!
Muthis haber, acaip keyiflendim! Tarih yazıyorsun, opuyorum kocaman."

Tarih yazıyorum. Hakkaten.
41 kere maşallah.

Bunu anlamayan okuyucular olacak. Olsun varsın, bir kere de kendime yazayım. Gelmeyin üstüme.

oo:52

Tatil tatil

Image
En az eğlendiğim foto diyerek yalan söyledim. Zira burada çok eğleniyoruz. Kiper kardeşler iş üstünde.

Bir baska pazar.

15:31

Merhaba sevgili okurlar!
Ben bu pazar yine kahvaltı yanında okunmak için bir şeyler yazacaktım ama unutmuşum. Halbuki sabah bunu düşünerek kalktım. Yani yazı yazmak için kalkmadım ama yataktan kalktıktan sonra aklımda vardı. Kahvaltı ederken her şey uçup gitti, o arada sanırım bu yazı da kayboldu aklımdan.
Her neyse, sizleri üzmemek adına biraz geç de olsa yazıyorum.

Öncelikle bu hafta basakiper'in hayatında neler oldu diye bakarsak, en önemli gelişme, aylardır başlıyım deyip de başlayamadığım yüzmeye başlamış olmam. Evet, artık spor da yapıyorum. İnanılmaz. Onun dışında, Maslak'a gidip geliyorum. Uydumuz pek sempatik. Yarın CNN Türk bizi çekmeye geldiğinde konuşma fırsatım olursa aynen bunu söylemeyi planlıyorum. "Uydumuz çok şirin. Baksanıza!" (Buradan da CNN Türk'e çıkacağımızı herkese söylemiş oldum laf arasında, takip edin)

Her üniversitede olduğu gibi bizde de bir mezuniyet telaşı vardı. Ben mezun olmadığım için arkadaşların telaşına ortak oldum sadece. Me…

Pazar keyfi ve ben

11:44

Günaydın efendim. Ben kalkalı saatler oldu gerçi, ama pazar pazar kimselerin erken kalktığını sanmıyorum. Kalkanlar vardır tabi ama çoğunluk olduğumuza inanmıyorum. Bu bakımdan günaydın.

Şimdi kalktınız, bilgisayarınızı açtınız, o arada kahvaltı hazırladınız. Sonra geldiniz bilgisayarın karşısına beni okuyorsunuz, di mi? Pazar keyfi ve yanında ben. Çok yakışırız. Aslında pazar günleri okunabilecek çok kaliteli biriyim. Pazar günleri herkesin nispeten daha keyifli ve hafif konularda yazdığı düşünülürse ben pazar okumalıklarına cuk diye oturuyorum. Zira yazılarımın dörtte üçü bu kategoriye girebilecek gibi.

Şimdi "konu nedir basakiper?" diyorsunuz kesin. Şöyle ki, çok sevdiğim bir arkadaşım ara ara benim hakkımda çok güzel tanımlamalar yapıyor. Bunun bir örneği geçen sene yazdığım, hatırlayanlarınız için, "dünya yerinden oynasa devam ederim tribin var" idi. Geçenlerde, hatta tam tarih vermem gerekirse 15 Haziran'da aynı çok sevdiğim arkadaşım, yeni bir tanımla…

Maslak

Image
20:35

Aralardan sonra tekrardan herkese selam ediyorum buralardan. Geçen pazartesi, yani 16 Haziran, gönüllü stajıma başladım. Gönüllü diyorum çünkü zorunlu 3 stajımı da tamamlamıştım zaten. Amaç bilime katkıda bulunmak. Bu kadar da yardımseverim. Her sabah Maslak'a gidiyorum. Gerçi staj olmasa da gidebilirdim galiba. Bu aralar Maslak'la aram pek iyi. Seneler sonra sevdirdi kendini bana. Bu yapış yapış havada bile Maslak'a söylenmeden gidebiliyorum, herkese yapmam bunu.

Her neyse efendim. Bu aralar pek sık yazmıyorum. Ancak bundan önce de söylediğim gibi değmeyin keyfime bir durumum var şu aralar. Müzmin sıkıntı ve mutsuzluğumun bana bu yazma konusunda gerçekten yardımı oluyormuş. Şimdi bir şey yazsam, böyle ortaya değil de, kişiye özel yazarım. O da size yaramaz. O bakımdan, kızıp küsmeyin bana. Aksine, bu kız da pek mutlu ya aman nazar değmesin, allah bozmasın falan deyin. Çok makbule geçer.

Efendim, bir yazının daha sonuna geldim sanırım. Zira dışarı çıkmam gerekiyor. Ayla…

Tatil sonrasi

17:17

Bi tatile gittim geldim, o zamandır yazmıyorum di mi? Olur öyle şeyler. Moralinizi bozmayın, buralardayım hala.
Geldiğimden beri pek evimde durmadım, onunla alakalı olarak da yazmadım. Önümüzdeki hafta okula gidip gelmeye başlayacağımı düşünürsek son tatil haftam bu. Gerçi, yaz okulu olmadan okula gitmek çok da dert edilecek bir iş değil. Aslında bütün yaz tatildeyim.

Bu aralar pek keyifliyim. Aman nazar değmesin. O kadar hayal mayal dedim geçenlerde, bu aralar onların gerçeğini yaşıyorum.
Daha diyecek bir şeyler düşündüm ama malesef bulamadım. Herkes kendine iyi baksın, sıcaklardan bunalmasın.


mogwai - auto rock
pinhani - ağlama

17:28

Kaç kişiydik o zaman bak...

11:13

Kısa sayılabilecek bir tatilden sonra dün gece saat 2 sularında evime geldim. Tatil, bir çokları gibi pek keyifliydi. Keyfin yanı sıra bir o kadar da huzurluydu. Dolayısıyla kendi adıma çok mutluyum. Tatil ilaç gibi geldi. Güneşin tam tepede olduğu öğle saatlerini gölgede uyuklayarak geçirip daha sonra daha sulu aktivitelerle zaman geçirmek bu tatil sonrası herkese tavsiyem.

Kimsenin sinirini bozmamak üzere tatil anılarımı kısa kesiyorum. Söz verdiğim tatil fotoğrafları aklımda. Fotoğraflar elime geçince aralarından en az eğlenirken çekileni seçip buraya koyacağım. Kimseyi kıskandırıp ahını almak istemem.

Hem her şeye rağmen, İstanbul gibisi de yok. Bugün pek neşeli olduğum için hepinizi öpüyorum.

amy winehouse - back to black
pearl jam - betterman

11:20

Hayal

01:02

Buralara uğramayacağımı söyleyip çok racon yapmışım. Hadi yine iyisiniz.
Finallerim bitti çarşamba günü, notlar yavaş yavaş açıklanıyor. Benim içim rahat, geçtim her şeyden. Biliyorum. Hissediyorum aslında, öyle demek daha doğru olacak. O yüzden sadece tatilimin tadını çıkartmakla uğraşıyorum.

Aslında yazıya başlarken aklımda şahane bir cümle vardı. Sırf o cümleyi yazının arasına bir yerlere sıkıştırabilmek üzere yazmaya karar verdim. Ancak şu an o cümleyi kuramıyorum. Kuramadığım için de, her zamanki manasız ve bir yerlere bağlanmayan klasik bir basakiper yazısı olarak ilerliyor bu yazı da.
Zaman, beklemek, hayaller falan vardı cümlede. O kadar şahaneydi ki cümle, bunların hepsini tek bir yerde toparlayabilmişti. Malesef başka bir yazıya kaldı galiba.

Laf hayallerden açılmışken, yepyeni bir hayal bulmalıyım kendime. Tabi ki ufak tefek hayallerim var, ancak daha büyük bir şey bulmalıyım. Zira geçen haziranda Eddie Vedder Beyi canlı dinledikten sonra kendimi büyük bir boşlukta hisset…

Dönem sonu

21:43

Yarın itibariyle finallerim son buluyor. Sınavın ilk oturumu saat 9:30'da başlayacak. 11:30'da 1 saatlik ara verildikten sonra ikinci oturum saat 12:30'da başlayacak. Sonrasında bir bahar döneminin daha sonuna gelmiş olacağım.
Zoru başarmış olmanın verdiği müthiş rahatlık duygusu sebebiyle buralara uğramayabilirim. Kimseler meraklanmasın. Zira haftaya bu saatlerde de şehir dışında tatilde olacağım.
Buraya koymak için tatilci bir fotoğrafıma bakındım ama malesef hissettiklerimi yansıtan bir fotoğraf bulamadım. Dönünce koyarım artık.

Herkes kendine iyi baksın, sıcak havanın tadını çıkarayım derken kızarmasın.

21:47

Ütü

20:09

İstatistiksel olarak incelersek, sanırım, final ve sınav dönemlerindeki ortalama yazı sayımın arttığını görebiliriz. Bunun nedeni, bundan önceki yazılarda da açıkladığım üzere, yapılması gereken işi yapmayıp alakasız işler yapmayı pek sevmem. Mesela yarın 2 tane finalim var. Sabahtan otomatik kontrol, 1 saatlik öğle arasından sonra da ısı geçişi. Eski ajandama baktım bugün, ders çalışıyordum o arada, yerseniz. Ve gördüm ki bundan 2 sene önce, yani 23 Mayıs 2006'da benim ısı geçişi finalim varmış. Tesadüfe bakın ki yarın da 23 Mayıs. (Anlamayanlar varsa, dersi ikinci alışım...) Aman şansları benzemesin bu iki günün. "Sen de iyi ki ders çalışmışsın" diyorsanız, daha bugün yaptıklarım bitmedi. 1 saatlik çok yoğun çalışma seansımın ardından ara verdiğim sırada 3-5 bölüm Fullmetal Alchemist izledim. Bir baktım saatler geçmiş, benim kafam dağılmış. Ders falan yalan oldu tabi. Birkaç saat daha boş oturduktan ve evde bezdikten sonra ütü yaptım. Evet. Ütü yaptım.
Bu konu hakk…

Artı/eksi

13:38

Hayatı anlık yaşamayı öğrenmek lazım. Yarını umursamamacasına anlık yaşamak değil ama bulunduğun ortama ayak uydurabilecek şekilde anlık. İçinde bulunulan an artı/eksi 1 saat civarında değil yani bahsettiğim şey, o kadar boşvermişlik de fazla. Ancak içinde bulunulan an artı/eksi 1 hafta civarında yaşamak lazım. Galiba bu şekilde herkes mutlu olabilir. Herkes değil tabi, hiçbir durumda herkes aynı anda mutlu olmuyor. Ama çoğunluğun mutluluğu sağlanabilirmiş gibime geliyor. Gerçi bu dünyada benden daha önemli ne var? Yok tabi bir şey. O yüzden çok da umrumda değil. Herkes kendi çabalarıyla mutlu olsun.

Her neyse.
Finallerim başlıyor. İlk final çarşamba, açılış iş hukukuyla. Geçen dönemden farklı olarak bu dönem 9 iş günü+cumartesi, 7 final, bir rapor ve tek bir öğrenci konumundayım. Geçen dönemki efsane not ortalamamı bu dönem de tutturmak istiyorum. Göreceğiz. Ben daha çalışmaya başlamadım. Gençlik ve Spor Bayramı'nı çalışmaları başlatmak adına iyi bir tarih olarak gözüme kestir…

Karmaşa

18:56

Bugün sabah kalkınca şunun farkına vardım: Hayatımı karmaşıklaştırmaya bayılıyorum. Basit ve sadeyse dayanamıyorum, hemen ortalığı bulandırıyorum. Bu bulandırma esnasında bünyede belirli miktarda alkol oluyor tabi. Alkol bu açıdan bakınca kötü bir şey. Ama beni konuşturmakta üstüne yok. Ağzımdan laf almak isteyenler varsa, bunu akıllarında tutsunlar. Zira bir gün içkili bir ortamda beraber olursak işlerine yarayabilir. Gerçi düşününce, çok da enteresan bir şey değil içince konuşmam. Sadece bazen gereğinden ya da istediğimden fazla samimi konuşuyorum. Ama olur öyle şeyler, sanırım.

Bunları bir kenara bırakırsam, bu haftam pek güzel geçiyor. Finallere çalışmak için verilen bu arayı, kendimi hiçbi şey yapmamaya adayarak geçiriyorum. Pazar veya pazartesi civarları, bi taraflarım tutuştuğunda da, merak etmeyin, buraya yazıyor olurum. Bak yine son dakikaya bıraktım her şeyi, bunlara günü gününe çalışmak lazımdı falan deyip, çalışmamak için son kozlarımı da kullanırım.
Ancak çalışmaya baş…

14. hafta sonrası

16:29

Bir okul sezonunun daha sonuna gelmenin verdiği sevinç ve heyecan sebebiyle buralarla uğraşmadım. Bilerek ve isteyerek yaptım. Finallere kadar yaklaşık 10 boş günüm var. Bu boş günleri, aklı başında bir öğrenci olarak çalışarak değerlendirmem gerekli, farkındayım. Ancak yumurtanın kapıya dayanmasını beklemek çok daha keyifli. Ders çalışmak ancak o zaman heyecanlı bir hal alıyor. Son dakikaya bırakınca, tabi ki bütün konulara çalışmak için yeterli vakit olmuyor. Bu durumda bir nevi kumar oynayıp konulardan bir kısmını seçiyoruz. Sınavda o konuların çıkması için dua ediyoruz. Adrenalin patlaması.
İşte ben de böyle eğleniyorum.

Bu aralar neler yaptığıma bir göz atalım isterseniz. Geçen pazar, pazartesi ve salı günleri bütün günümü okulda geçirdim. Salı günü 18:00-20:30 saatlerinde yörünge mekaniği adlı güzide dersimin ikinci geleneksel yıliçi sınav şenliklerine katıldıktan sonra da resmen tatile girdim. Perşembe günü lisemdeki gençlere moral desteği vermek üzere Robert'e gittim. E…

14. hafta

10:36

Vallahi hep aklımdasınız ancak bir türlü buralara uğramak kısmet olmadı. (Bu sefer ani bir giriş denemesi yapıyorum. Bir anda konuya girip okuyucunun dikkatini üzerimde toplama çalışması.) Niye uğrayamadın, bahanen neydi derseniz hemen cevaplarım. Çok dersim var. Sürekli okuldayım. İnanmazsınız, pazar, yani dün, bile okuldaydım. Ve inanmazsınız, bir pazar gününe göre okulda çok fazla insan vardı. Benim için pazar günleri uzun uzun kahvaltı yapılan, üstüne de boş boş oturulan bir gün. Gerçi benim için her gün öyle olabilir. Ama pazar günü. Her yer kapalı, yollar boş. Ve ben okuldaydım. Hatta kütüphanedeydim. Her neyse, değişik bir tecrübeydi. Tavsiye etmiyorum.

İTÜ akademik takvimine göre şu an okulun 14. yani son haftasındayız. Bu demek oluyor ki bütün projeler ve ödevler bu hafta teslim edilmeli. Üstüne bir de vizem var. Hocamın deyimiyle, "geleneksel yıliçi sınav şenlikleri". Ve hayır, sınava şenlik deyince bir anda şirinleşmiyor sınav. Eşeğe altın semer vurmak çok man…

başak

Image
13:42

(Aslında şu anda ders yapıyor olmalıydım. O yüzden müzik falan dinlemiyorum. "Bundan sonra ne dinlediğini bilemeyecek miyiz?" diye endişelenmeyin diye baştan söylüyorum.)

Aklımda zilyon tane şey olmasına rağmen şu bahar günlerini daha keyifli geçirme taraftarıyım. Havalar leş gibi sıcak oluncaya saklıyorum can sıkıcı konuları. (Şansa bak ki tam bunu yazdığım gün hava soğudu ve dışarıda fırtına var)

Bugün öncelikle, her ne kadar kendilerini sevmesem de, Ülker'e teşekkür ediyorum. Niye derseniz, şu yüzden:


Adıma bisküvi yapmak ince bir davranış. Takdir ettim kendilerini. Hem de tadı güzel. Test ettim, onayladım. Çikolatalı bisküvi gibiyim, pek tatlıyım diye kendime pay da çıkarabilirdim ancak havamda değilim. Belki başka zaman.

Ve geldik tavsiye bölümüne. Bu yazının film tavsiyesi, basakiper ilk 10'una girebilecek bir film: Snatch. Geçen pazar akşamı tekrar izledim, tekrar çok beğendim. Siz de izleyin. Siz de beğenin. İzlerken de dondurma yiyin. Carte d'Or'un …

Mola

Image
01:16

Tam şu güne dönmek istiyorum. Yarın kalkınca şu yandaki gün olsun. Sonra devam ederim kaldığım yerden.
Mola.

01:17

Bahar ve yılanlar

17:17

2 günde bir yazmama alışık olmadığınız için çok şaşırdınız, ağzınız açık kaldı. Di mi? İşte yapmak istediğim giriş buydu. Tebrik ederim kendimi.

Bu beklenmedik yazının çok önemli bir olayla ilgili olduğunu düşünenler, yazının devamında sizi tatmin edecek çok bir şey olmayabilir. Ama okuyun. Başladığınız işi bitirmek büyük bir erdemdir.

Artık bahar gerçekten geldi galiba. Havaların güzelleşmesiyle benim içime bitmek tükenmek bilmeyen bir neşe ya da sonsuz enerji falan dolmadı. Hiçbir şey olmadı. Sadece giydiklerim değişti. Yoksa vapurda hala dışarıda oturmuyorum, zira rüzgarlı oluyor. Saçım başım birbirine giriyor. Sabah sabah aptal oluyorum. Benim gibi bir mühendis adayının sabahın köründe aptal olması demek, bütün gün boyunca girdiği derslerden verim alamaması demek. Böyle şeyler istemeyiz. "Güneş gördük, havalar ısınmıştır, vapurda dışarıda oturalım" zihniyetiyle uzaktan yakından alakam olmaz.
Ama havaların ısındığı su götürmez bir gerçek. (bu deyimi hep kullanasım vard…