Bahar ve yılanlar

17:17

2 günde bir yazmama alışık olmadığınız için çok şaşırdınız, ağzınız açık kaldı. Di mi? İşte yapmak istediğim giriş buydu. Tebrik ederim kendimi.

Bu beklenmedik yazının çok önemli bir olayla ilgili olduğunu düşünenler, yazının devamında sizi tatmin edecek çok bir şey olmayabilir. Ama okuyun. Başladığınız işi bitirmek büyük bir erdemdir.

Artık bahar gerçekten geldi galiba. Havaların güzelleşmesiyle benim içime bitmek tükenmek bilmeyen bir neşe ya da sonsuz enerji falan dolmadı. Hiçbir şey olmadı. Sadece giydiklerim değişti. Yoksa vapurda hala dışarıda oturmuyorum, zira rüzgarlı oluyor. Saçım başım birbirine giriyor. Sabah sabah aptal oluyorum. Benim gibi bir mühendis adayının sabahın köründe aptal olması demek, bütün gün boyunca girdiği derslerden verim alamaması demek. Böyle şeyler istemeyiz. "Güneş gördük, havalar ısınmıştır, vapurda dışarıda oturalım" zihniyetiyle uzaktan yakından alakam olmaz.
Ama havaların ısındığı su götürmez bir gerçek. (bu deyimi hep kullanasım vardı, tebrik ederim kendimi) Zira İTÜ Ayazağa Yerleşkesi sınırları içerisinde yaşayan bütün kertenkele ve yılanlar göz önüne çıkmışlar. Bugün kendileriyle bir selamlaştık. Onlar, benim tersime, ısınan havayla pek enerjik olmuşlar. O yüzden uzun uzun konuşamadık. Bunu saymayız, bir dahakine artık deyip ters yönlere doğru ilerledik.

Artık yazılarımda sizlere bazı tavsiyelerim olacak. Popüler kültüre ayak uydurmak adına, herkes yaptığı için değil de basakiper tarzı nedir, basakiper neleri sever, neler hoşuna gider öğrenin diye. Yarın öbür gün karşılaşırız, muhabbet edecek konumuz olur hem. Fena mı?
Bugünün tavsiyeleriyle lafı fazla uzatmadan devam ediyorum. Zira, (zira yeni kelimem) bugün boş boş konuşma konusunda pek hevesliyim.
Tavsiye kitap olarak Chuck Palahniuk'tan Diary adlı kitabı seçtim. Okuyun. Günün filmi olarak da 1-2 hafta önce gösterime giren Vantage Point adlı aksiyon filmini tavsiye ediyorum. Ben filme Ebru Hanım'ın sevgilisi Matthew Bey'in nasıl oynadığını merak ettiğim için gitmiştim. Kendisini bildiğiniz üzere Lost'tan tanıyoruz. Daha önce bir filmde izlemediğim için kendisini, bir göreyim dedim. Ve filmi pek beğendim. Güzel bir aksiyon. Jack Bauer'i dövebilecek Barnes (Dennis Quaid) gibi bir karakterle tanıştırdığı için de ayrıca sevdim. Evet, gerçekten Jack Bauer'i dövebileceğine inanıyorum. Tersini savunanlarla ayrıca konuşabiliriz bu konu üzerinde.

İşte böyle. İlerleyen yazılarda görüşmek üzere. Bu haftaki kıyağı da unutmayın. Öpüyorum hepinizi. İyi bakın kendinize, derslerinize çalışın. Dersi olmayanlar da işten kaytarmasın.

less than jake - hopeless case
gripin - çok kısa
snow patrol - open your eyes
dire straits - romeo and juliet

17:34

Comments

Popular posts from this blog

Volverin, taraftara yol verin!

Bir baska pazar.

Nisan planlari