Posts

Showing posts from July, 2008

Temmuz sonu

22:58

Temmuz ayının bitmesine yaklaşık 1 saat kala son bir şeyler yazayım dedim. Bu temmuz yazı sayısı açısından rekora koştuğumu farkettiğim için de açık ara bir rekor olsun bari dedim. Hem de bu hafta çok yazarım demiştim. Sözümü tuttum tutmasına ama çok derken hakikaten çok olsun istedim.
Umarım bana bu hafta iyice doydunuz. Gerçi dişçi anılarımla falan biraz midenizi kaldırdım. Ama olsun. Sadece iyi günde burayı okumak olmaz. İyi günde, kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta. Hayat müşterek. Ve sizler de bu müşterekliğin içindesiniz.

Her neyse. Gelecek hafta bu kadar çok yazmayacağım. Biliyorum, bir anda çok yazmama alıştınız ve çok da hoşunuza gitti. Ama az yazmama zaten alışkındınız. Eski düzene geri döneceğim.

Her zaman olduğu gibi hep beraber en son yazıdan beri neler yaptığıma bir göz atalım. En son dişlerimi çektirmiştim ve sonrasında hiçbir şey yapmadım. Hayatıma "ılık" bir şekilde devam ediyorum. Zira sıcak ve soğuk şeyler yiyip içmem yasak. Benzer şekilde gazlı içecekle…

Diş

09:24

Günaydın efendim.
Bir önceki yazılara göre 2 diş daha hafifim. Evet, dişlerimi çektirdim. Dudaklarımın uyuşukluğu 4 saatte geçmedi. 4 saat sonunda da uyumaya karar verdim. Biraz endişeli oldu uyumaya çalışma süreci. Zira çekilen dişlerimden birine dikiş atıldı. Alttaki dikişli diş kanadıkça üstteki dikişsiz diş de ona uydu. Bu şekilde uyurken boğulur muyum diye düşündüm. Ancak Apranax sağolsun bi süre sonra uykuya daldım. Gerçi arada 3-4 kere uyandım. İlk uyanışımda dudağımdaki uyuşukluğun geçmiş olmasına sevindim. İkinci uyanışımda ağzımda pek kan olmadığı için sevindim. Üçüncüsünde ise su içerken pek zorlanmadığıma sevindim.
Son olarak dördüncüsünde üşüdüm ve buna sevinmedim.
Beşinci uyanışım da son oldu. Kalktım kahvaltı ettim.
Umarım arkadaşlarınının sonunu gören dördüncü ve son 20 yaş dişim çıkmaz.

İşte böyle. Dişlerim çekildi, hala yaşıyorum. Haber vereyim dedim.
Bir de dişlerimi çeken doktor, "ne kadar büyük dişlerin var senin..." dedi. Anlam veremedim. Büyük dişli olm…

Öperim

Image
Bir önceki yazıda bahsi geçen gece, tam ayrılma anım.
Bu yazı sonlarındaki öperim aslında böyle bir şey işte.

Monica

18:52

Bu hafta normalden biraz daha sık bir şekilde yazacağımın tüyosunu bir önceki yazıda vermiştim. Sizleri bu konuda kırmıyorum ve yazıyorum gördüğünüz üzere.

Dün akşam, bence bir daha aynı şekilde aynı masayı paylaşamayacak bir grup arkadaşımlaydım. Kendileriyle Asmalımescit'teydik. İçkiler içildi, muhabbet edildi, biraz dedikodu yapıldı, bol bol fotoğraf çekildi. Tamam, fotoğraflar elime geçince bir tanesini koyarım buraya. Bunların dışında da çok eğlenildi. Aslında herkesin adına konuşmayayım. Ben çok eğlendim. Gruptan erken ve her zamanki gibi en keyifli anlardan birinde ayrılmam gerekmiş olsa bile çok eğlendim. Buradan kendilerine teşekkür ediyorum. Rakının mucizelerinden biri de bu olsa gerek. Dediğim gibi, dün geceki ekip, bir daha o şekilde bir araya gelmez. Hep bir eksik olur. O eksiğin yerine de bir başkası olur. Belki de daha keyifli olur o kombinasyonla. Bilemedim şimdi.
Her neyse, uzun lafın kısası, dün gece pek keyifliydi.

Onun dışında bugün evdeydim. Bunu mayışık olm…

Sanmıyorum.

Image
Beni bu yüzden aramıyor olabilirler mi? Halbuki çok sofistike bir havam var.

Evrim

00:23

Yazmak için Ericsson'dan cevap bekliyordum. Ancak Ericsson Türkiye'de alışık olduğum İsveç dakikliğini bulamadım. Bildiğiniz üzere bana "1-2 gün içerisinde haber veririz" denmişti. Ama 1-2 gün içerisinde bir haber alamadım. Bunun üzerine kendilerini aradım pazartesi günü. Bu hareketle hem kendi merakımı gidermiş olacaktım, hem istekli görünecektim, hem de "ee hayırdır, 1-2 gün geçti?" diyebilecektim. Evet, pazartesi günü saat 3 sularında kendilerini aradım ve sürecin biraz uzadığını söylediler. 1-2 gün oldu 1-2 hafta. Kendilerine "ayıp oluyor ama" tadında bazı laflar ettim. Sonra bu haftanın sonuna kadar bana haber vermeye çalışacaklarını söylediler.
Yalan.
Ama ben inanmış gibi davrandım. Yarın haber alamayacağımdan %99 eminim. %1'lik bölümü İsveç'te geçirdiğim 1 seneyi göz önünde bulundurarak kendilerine bırakıyorum. Ama %99 ihtimalle haftaya pazartesi saat 3 sularında kendilerini tekrar arayacağım.

Her neyse.
Dün dişçiye gittim. Evrimde…

Ericsson

14:07

Yağmurlu havada evde oturmak çok güzel bir şeymiş. Hem de bu sıcaklardan sonra ilaç gibi geldi. Sanırım bir tek ben değil herkes de böyle düşünüyordur, değil mi? Yağmur herkese hayırlı olsun. Bu kurulukla nereye kadar giderdi zaten bilemiyorum. Kiraz yiyemedim bu sene bu yüzden.
Her neyse. (Burada çevre sorunlarından bahsedip çevre bilincimin olduğunu da göstermiş oldum)

Son yazıdan bugüne neler olmuş gözden geçirelim, rutin olarak: (Previously on basakiper)
Pazartesi günü Ericsson'a başvurdum. Kendileri bana o gün geri döndüler ve "yarın saat 3'te bizim burada" diyerek randevu verdiler. "Tamam" dedim. Salı günü Maslak USO Center'a gittim, görüşmemi yaptım. Henüz bir cevap yok tabi haliyle. "1-2 gün içerisinde haber veriririz" dediler. Ona da "tamam" dedim. Eğer olursa bu iş, haftanın 3 günü çok değişik bir şey yapıp Maslak'a gidip gelicem. Ericsson Beyler 7:30-17:00 arası çalışıyolarmış bu arada. Aranızda başvurmak isteyen var…

(1+6)a+2g

21:23

(Let me start off like this since there is this new trend of writing the blog in English. As one of the oldest bloggers, I feel like I have to point out my thoughts on the subject. I don't find it necessary to write my blog in English. It's true that if I write my blog in English that more people will read me. Since I am already quite popular here I don't really need more readers. (I can be cocky in English with no problem, it's nothing special) Also there is this quality/quantity thingy. Quantity is not as important as quality. I'm not saying that if I start to write in English the quality of my readers will drop dramatically but still I'd like to think of my readers as this super elite group of people who can already understand my blog. Enough said. This blog will be like this until I feel like making a change. And considering the fact that I'm head over heels at the moment, I don't see a change coming in the near future. Apologies to all of you…

Dertlere derman

00:43

Bu sefer pazar keyfi yerine, pazartesi sendromuna derman olma niyetindeyim. Zira bu saatte yazdığım bir yazıyı bu saatte okuyan insan sayısı az olacak. Okuyucu kitlemin pazar günleri, pazartesi sabahı erken kalkmak üzere erken yattığını düşünüyorum. Haftaya benle güzel bir şekilde başlayınca haftanın geri kalanı hayal edemeyeceğiniz kadar güzel geçebilir. Aklınızda olsun. Beni okuyanlara kalbimin derinliklerinden iyi enerji yolluyorum, siz de bu talihlilerden olabilirsiniz.

Temmuzun ilk haftası basakiper'in hayatında neler olduğunu, her hafta olduğu gibi, bir gözden geçirelim isterdim ancak çok enteresan bir şeyler olmadı. En enteresan olay sinemaya gitmemdi. Bunun enteresan olmasının tek sebebi de uzun zamandır gidememiş olmam. Hangi filme gittiğimi sorarsanız da tabi ki tahmin ettiğiniz üzere Wanted. Bence Angelina Jolie'nin gerçekten güzel olduğu tek film. Bu cümleden anlaşıldı mı bilmiyorum ama kendisini pek sevmem. Hatta herkesin "Angelina!" diye yanıp tutuş…

PJ

Image
basakiper is here in spirit!

Böyle

00:45

Hayat böyle güzel. Nasıl diye soruyorsanız, böyle, tam şu andaki gibi.

Bugün çok sevdiğim bi arkadaşımdan alıntı yapmak istiyorum. Zira kendisi şahane bir insan ve buralarda bir şekilde, adı geçmese bile, anılsın istiyorum. Gerçi lafının bir kısmını keseceğim, write-up misali. Bugün muhabbeti de geçti, aklıma geldi. Kulakları çınlasın.

"Honeybunch!
Muthis haber, acaip keyiflendim! Tarih yazıyorsun, opuyorum kocaman."

Tarih yazıyorum. Hakkaten.
41 kere maşallah.

Bunu anlamayan okuyucular olacak. Olsun varsın, bir kere de kendime yazayım. Gelmeyin üstüme.

oo:52