Eylülün ilki

14:25

O kadar yaz sıcakları, aman bunlar nasıl geçecek falan diyordum ki bi baktım eylül gelmiş. Havalar artık tam sevdiğim gibi. Pantolon giyince, çok yürüyüp koşturmazsam, terlemiyorum. Evet, etek giymeyi seviyorum. Ama 4 aydır da etek giyiyordum. Her şeyin bir sınırı var, o sınırı aşınca canım sıkılıyor doğal olarak. Bu aralar akşamları üzerime bir şeyler bile alasım geliyor. O kadar güzel hava, gerçi sizler de farkındasınızdır. Ama tabi dünyanın değişik yerlerinden okuyucularım olduğunu varsayarak bu açıklamaları yapıyorum. Benim bulunduğum yerde hava bu şekilde. Siz de isterseniz kendi havanızdan bahsedebilirsiniz.

Bu hafta son gerçek tatil haftamdı sanırım. Zira pazartesi günü ders kayıtları var. "E ama sadece ders kaydı, daha okul başlamamış ki?!" dediğinizi duydum. Bunu diyen sizler büyük ihtimalle İTÜlü değilsiniz. Olsun, o da güzel. Bu kadar senedir İTÜ'ye kayıt oluyorum, hiçbir zaman tek günde kayıt işimi halledemedim. "Ama lütfen şu kontenjanı artırsanız... bu dersi almam lazım. Tabi biliyorum başka saatlerde, başka hocalardan da alabilirim bu dersi ama lütfen, benim bunu almam lazım. Tabi sizi de anlıyorum, haklısınız, kim bilir kaç kişi aramıştır sizi bugün. Tabi.. Tabi.. Ben takip ederim. Peki..." şeklindeki tatsız diyaloglar senede 2 kere rutin olarak yapılır bizim buralarda. Her ne kadar bu sene sadece 4 ders alacak olsam da ben tek günde bu kayıt işlerini halledebileceğimi sanmıyorum. Ama şu mübarek Ramazan ayında 11:00'da başlayacak olan kayıtlardan 11:02 sularında alnımın akıyla çıkarsam benden mutlusu olmaz dünya üzerinde o saniye itibariyle. Kısmet gerçi bu işler. Son güz dönemi kaydım, kesin kendini hatırlatacak bir anısı olur. Umarım iyi bir şekilde hatırlarım.

Bunların dışında hayat her zamanki gibi. Pek bir değişiklik yok. Pek keyifli. (Şu noktada tahtaya vurmanız gerekiyor.)

Yazımı bir tavsiyeyle bitireyim. Bu tavsiye daha çok bayanlara yönelik olacak sanırım. Zira, romantik/komedi tarzında bir film. Gerçi romantik/komedi herkese hitap eden bir tarz, di mi? Her neyse, filmimiz Definitely, Maybe. İzleyin.

Yakın zamanda görüşmek üzere. Öpüyorum.

eddie vedder - far behind
bonobo - transmission94
the national - lit up

14:39

Comments

gülin vardar said…
ben de her sene bu "kayıt çilesi" olarak adlandırdığım dönemden iki kere geçiyorum. giderek kolaylaşıyor ama. ya hocalar bana alıştı ya da ben tecrübelendim. yazıyorum dilekçemi imzalayana kadar da başının etini yiyorum.

nitekim burada advisor'a "şu şu dersleri bırakıcam, yerine bunları alıcam." dedim. "tamam." dedi.

niye her şey benim ülkemde daha zor olmak zorunda?

ders vermektense canını vermeyi tercih eden hocalarımı bile özledim.
ozzy said…
Yazıya başlamadan önce şöyle bi aşagılara inip uzunluguna bakiyorum, oo uzuncaymış iyi iyi diyorum, ama şıp diye bitiyor. Daha böyle ağır, edebi, 2-3 kere okununca anlam verilebilecek karmaşıklıkta cok acayip felsefi yazılar yazmanı bekliyor hayranların şöyle ayda bi kere falan :)

Popular posts from this blog

Volverin, taraftara yol verin!

Bir baska pazar.

Nisan planlari